22 Aralık 2014 Pazartesi

Halsizlik neden olur?

Halsizlik Neden Olur?

Çoğu zaman yorgunluk, bitkinlik, uyuşukluk ve kayıtsızlık olarak da tarif edilen ‘halsizlik’ fiziksel veya zihinsel; ya da her ikisinin birden görüldüğü bir yorgunluk ve zayıflık halini tanımlar. Fiziksel ve zihinsel halsizlik birbirinden ayrı durumlardır ancak genellikle ikisi bir arada ortaya çıkar: Eğer bir kişi uzun süren fiziksel bir bitkinlik içerisindeyse, zamanla zihinsel olarak da halsiz hissedecektir. Fiziksel halsizlik söz konusu olduğunda normalde fonksiyonlarınızı yerine getirmenizi sağlayan fiziksel kapasiteniz yetmez olur. Zihinsel halsizlikte ise daha çok uykulu olmaktan ve dikkatinizi toplamakta güçlük çekmekten şikayetçisinizdir.

Halsizlik sadece belli bir hastalığa özgü bir semptom değildir ve farklı pek çok nedeni olabilir. Fiziksel halsizlikte bir kişinin kasları, normalde yaptıkları şeyleri kolayca yapamaz. Merdiven çıkmak ya da çarşı torbalarını taşımak her zamankinden çok daha yorucu gelir. Fiziksel halsizlik kas zayıflığı, zayıflık ya da güç eksikliği olarak da bilinir. Psikolojik halsizlikte ise, dikkati belli bir konuya vermek güçleşir. Belirtiler ciddileştiğinde hasta sabahları yataktan kalkmak veya günlük aktivitelerini yapmak istemeyebilir. Her zaman olmasa da, genellikle zihinsel halsizlik fiziksel halsizlikle birlikte görülür. Kişi uykulu ve dalgındır. Halsizliğin olası nedenleri saymakla bitmeyecek kadar çok olabilir ama burada belli başlı halsizlik nedenlerini sıralamaya çalışalım:

Psikolojik Nedenler

Yas tutuma, yeme bozuklukları, alkol tüketimi, uyuşturucu kullanımı, anksiyete (kaygı), ev değiştirme, can sıkıntısı ya da boşanma gibi nedenler psikolojik olarak yıpratıcı ve halsizliğe yol açabilecek nedenlerdir.

Gündelik hayatta belli bir oranda stres, aslında işimize yarar ve pek çok zor durumun altında kalkmamız için bize itici güç olur. Ancak stres oranı çok yükseldiğinde ve rahatlayacak zaman bulamadığımızda, bu durum bizde kolayca halsizlik yaratabilir. Stres ve endişe genel olarak yorgunluğa neden olduğu bilinen iki duygudur. Stres yoğun olduğunda çoğu zaman çaresizlik ve umutsuzluk gibi duygulara kapılmaktan kendimizi alamayız ve umutsuzluk hissi tüm enerjiyi çeken, yorucu bir histir. Herhangi bir durum üzerinde hiç kontrolünüz olmadığını ve elinizden bir şey gelmediğini hissettiğinizde iç sıkıntısının yanı sıra yorgunluk da baş gösterir.

Depresyon farklı nedenlerden dolayı halsizliğe yol açabilir. Depresyonun kendisi, depresyon ilaçları ya da depresyon kaynaklı uykusuzluk nedeniyle kişinin kendisini halsiz de hissetmesi mümkündür.

İç Salgı Bezleri / Metabolizma Hastalıkları

Cushing hastalığı, elektrolit problemleri, diyabet, hipotiroidi, anemi (kansızlık), böbrek ve karaciğer hastalıkları belirtileri arasında halsizlik de yer alır.

İlaç Kullanımı

Bazı antidepresanlar, steroidler, alerji ilaçları, hipertansiyon ilaçları, kaygı giderici ilaçlar, statinler (kolesterol düşürücü ilaçlar) ve sakinleştiriciler halsizlik yapabilen ilaçlara örnek olarak verilebilir.

Kalp ve Akciğer Hastalıkları

Zatürre, aritmia, astım, kronik obstrüktif akciğer hastalığı, kalp kapak hastalıkları, koroner kalp hastalığı ve konjestif kalp yetmezliği başka belirtilerin yanı sıra halsizliğe de neden olan hastalıklar arasındadır.

Uyku Problemleri

Gece geç saatlere kadar çalışmak, uzun süren uçak yolculukları, uyku apnesi, uykusuzluk hastalığı ve reflü, uyku problemlerini beraberinde getirebilir. Pek çok kişinin halsizlik nedeni de işte bu uyku problemidir. Bazı meslekler diğerlerine oranla halsizliği daha çok tetikler. Polis, doktor, hemşire, itfaiye görevlisi gibi çalışma ve uyuma saatleri düzensiz olan kişilerde bu düzensizlik sonucu halsizlik ortaya çıkabilir.

Enfeksiyonlar / Enfeksiyon Hastalıkları

Sıtma, tüberküloz, HIV enfeksiyonu, Sitomegalovirüs enfeksiyonu, öpücük hastalığı, grip ve hepatit halsizlik yapan enfeksiyon hastalıklarına örnek olarak sayılabilir.

Vücuttaki Kimyasallar

Vücutta vitamin, mineral eksikliği ve zehirlenme halsizlikle sonuçlanır. Çok fazla kafein ve alkollü içecek tüketmek de uykuya geçişi ya da derin uykuyu zorlaştırdığından, özellikle de yatmaya yakın içildiklerinde iyi uyuyamamaya ve bunun sonucunda halsizliğe neden olur.

Bilinçsizce yapılan diyet veya sürekli hazır gıdalarla beslenme ya da düzensiz yeme saatleri de pek çok şekilde vücuttaki bazı dengeleri bozabilir ve halsizliğe yol açabilir.

Menopoz

Uykusuzluk menopozun başlıca semptomlarından biridir. Menopoz dönemindeki kadınlar uykuya geçmekte zorlanır. Bunun nedeni gece terlemeleri ve sıcak basmaları olarak sıralanabilir. Bu dönemde kadınların yaşadığı hormonal dengesizlikler uyku düzenini bozarak halsizliğe neden olabilmektedir.

Halsizliğe Neden Olan Diğer Hastalık ve Tedaviler

Kanser, kemoterapi, radyoterapi, kronik halsizlik sendromu, fibromiyalji, lupus hastalığı, romatoid artrit, obezite, büyük oranda kan kaybı ve zayıflayan bağışıklık sistemi halsizlik şikayetinin ortaya çıktığı diğer durumlardır.

Halsizliğe Karşı Ne Yapmalı?

Her gece vücudunuzun ihtiyacı olduğu kadar, iyi bir uyku uyumak önemlidir.
Sağlıklı beslenmeye özen gösterin. Özellikle hazır gıdalardan, bol yağlı, tuzlu ve şekerli yiyeceklerden uzak durun.
Gün boyu bol bol su içmeyi ihmal etmeyin.
Hareket etmeyi ihmal etmeyin, düzenli egzersiz yapın.
Zihninizi ve bedeninizi rahatlatmanın yollarını keşfedin. Yoga ya da meditasyon bu yöntemlerden bazılarıdır.
Çalışma saatlerinizin aşırıya kaçmamasına dikkat edin.
Sizde sürekli strese neden olan faktörleri ortadan kaldırmaya bakın. İş değiştirebilir, tatile çıkabilir ya da sizi zorlayan bir ilişkiye son verebilirsiniz.
Doktorunuza da danışarak multivitamin hapı almaya başlayabilirsiniz.
Alkol, nikotin ve uyuşturucudan uzak durun.
Halsizlik İçin Hangi Doktora Görünmeli?

Halsizlik şikayeti için ilk olarak bir iç hastalıkları uzmanına görünebilirsiniz. Doktorun sorularına vereceğiniz cevapların ışığında, halsizliğinizin ana kaynağının tespiti için kan, şeker veya tiroid testi gibi bazı testler yaptırmanız gerekebilir.

Halsizlik şikayetiniz için ne zaman bir doktordan randevu almanız gerektiğine gelince:

Halsizlik beslenmenize, uykunuza dikkat etmenize ve stresten uzak durmanıza rağmen 2-3 haftadan fazla bir süredir devam ediyorsa.
Halsizlik dışında kabızlık, cilt kuruluğu, kilo artışı ya da soğuğa dayanamama benzeri şikayetler varsa.
Kullandığınız bir ilacın halsizliğe neden olduğunu düşünüyorsanız bir dahiliye uzmanına görünebilirsiniz.
Şu durumlarda ise doktora acil olarak gidiniz:

Halsizliğin yanı sıra ciddi baş ağrılarından şikayetçiyseniz.
Halsizliğin yanı sıra ciddi bel, karın ağrısı veya pelvik ağrıdan şikayetçiyseniz.
Halsizlikle birlikte kendinize ya da başkalarına zarar verme düşüncelerine kapılıyorsanız.
Halsizliğe göğüs ağrısı, nefes darlığı, düzensiz kalp atışı, fenalık geçirme hissi veya vücudun herhangi bir yerinden beklenmedik şekilde kan gelmesi durumlarından biri eşlik ediyorsa, acil olarak bir doktora gidin.



Posted via Blogaway

21 Aralık 2014 Pazar

Geçmeyen baş ağrılarınızın sebebi burnunuz olabilir mi?

Baş ağrıları tüm dünyada hekime başvurularda en sık dile getirilen problemlerin başında yer alıyor. Hemen hemen herkes yılda en az birkaç defa baş ağrısından şikayet ediyor. Kadınların yüzde beşi, erkeklerin de yaklaşık yüzde üçü her yıl 180 gün ve üzerinde süreyi baş ağrılarıyla geçiriyor.

Baş ağrılarının bu kadar yaygın olması, hem kişinin hayat kalitesinin düşmesine hem de iş performansının azalmasına neden olur. Baş ağrısının sebebi; kulak burun boğaz, nörololji, göz, fizik tedavi, kardiyoloji, dahiliye ve psikiyatriyi ilgilendiren bir çok durum olabilir. Baş ağrısı, burun hastalıklarının dışında migren, astigmat, hipertansiyon, boyun-omuz kaslarının gerilimi, boyunda kireçlenme ya da boyun fıtığı gibi sebeplerden de ortaya çıkabilir.

Baş ağrısının tanısında, özellikle de migrende objektif tanı kriterleri olmaması nedeniyle migren tanısı alan kişilerin, bir kez daha mutlaka kulak burun boğaz muayenesinden geçmesinin  yerinde olacağını düşünmekteyim.     Baş ağrılarında burun kaynaklı sebepler ise asla atlanmaması gereken grubu oluşturur. Atlanmamalıdır çünkü yıllarca çektiğimiz baş ağrılarının sebebi şayet burun ve sinüsler ise, çözümü gerçekten de çok kolaydır. Bu sorunun ortadan kaldırılması hastanın bir daha ilaç kullanmaması anlamına gelebiliyor.

Gerçekten de bu şekilde bize başvuran çok sayıda hastamız var. Bu hastalar yıllardır ağrı kesiciler ya da başka ilaçlarla baş ağrısına çözüm ararken, bir şeyi eksik yaptıklarının farkına ne yazık ki çok geç varıyorlar.  Nedir bu eksiklik? Basit bir kulak burun boğaz muayenesi… 

Yıllarca baş ağrısından muzdarip olan hastalar, yapılan kulak burun boğaz muayenesi sonucu baş ağrısının burundan kaynaklanan basit bir sebep olduğunu öğrendiklerinde seviniyorlar. Çünkü baş ağrısı nedeni olan burun kökenli sorunların basitçe çözümü, belki bir daha hiç baş ağrısı çekmemesi, belki de bir daha hiç ilaç kullanmaması anlamına gelebiliyor.

İnsanların akıllarına burun kaynaklı baş ağrısı deyince yalnızca sinüzit geliyor. Dolayısıyla çekilen filimlerde sinüzit çıkmamışsa: “Bu baş ağrısı burundan kaynaklanmıyor...” deyip çözümü başka yerlerde arıyorlar. 

Oysa ki; burun kaynaklı baş ağrılarını sadece sinüzitle ilişkilendirmek oldukça yanlış bir bakış açısıdır. Burun kaynaklı baş ağrılarında; burun tıkanıklığına yol açan tüm sebepler ki bunlar; alerjik hadiseler, burun kemiği eğikliği-burun kıkırdağı eğikliği dediğimiz deviasyon, burun eti büyümeleri olabilir. Bunun dışında burun kemiği eğikliğinin orta burun etleriyle teması; “temas baş ağrıları” dediğimiz zonklayıcı tipte, alın ve göz çevrelerinde yoğun ağrılara neden olabilmektedir. Ayrıca horlama da burun kaynaklı olabilir ve tek başına horlama baş ağrısı sebebi olarak karşımıza çıkabilir.


Burun kıkırdak eğikliğinin düzeltilmesi, burun etinin basitçe küçültülmesi, solunum yolunun iyice açılması, alerjinin ortadan kaldırılması, horlamanın önüne geçilmesi, sinüzit varsa bunun düzeltilmesi, burun eti-burun kemiği temasının kakması baş ağrılarının tamamen ortadan kalkmasına olanak sağlayabilir.Baş ağrılarının burun kaynaklı olmadığı tespit edilirse, bu ağrıların ortadan kaldırılması ile ilgili farklı tedavi seçenekleri denenebilir.

20 Aralık 2014 Cumartesi

Çamaşır yıkarken dikkat edilecek belli başlı kurallar

Çamaşır yıkarken dikkat edilmesi gereken bazı püfnoktalar bulunmaktadır. Bunlara dikkat edilmediği taktirde çamaşırlarımızınkısa sürede yıpranmasına, renginin solmasına veya küçülmesine / sünmesine neden olabiliriz. Bu nedenle çamaşırlarımızı, rengine vetürüne göre sınıflandırarak yıkamak, kullanacağımız deterjanın özelliklerinden çamaşır makinesinin program seçimine kadar birçok özelliği göz önünde bulundurmamız gerekir.

“İnsan kıyafetiyle karşılanır, düşünceleriyle uğurlanır.” gibi bir sözvardır ki doğruluğuna çok kez siz de şahit olmuşsunuzdur. Tanımadığınız bir ortama girdiğinizde kişiler öncelikle sizin kılık kıyafetinize dikkat eder ve ona göre hakkınızda bir önyargı edinirler. Bunun farkında olan, günlük yaşamında ve iş ortamında giyimine dikkat etmek isteyen kişiler de, bazen oldukça büyük paralar harcayarak kılık – kıyafetler alırız. Vebunları uzun süre kullanarak kendimizi mutlu etmemiz doğru olandır, tercih edilendir.

Kıyafetlerimizi kullanırken olduğu kadar, yıkayıp muhafaza ederken de oldukça dikkatli davranmamız gerekmektedir. Aksi hâlde yukarıda da bahsettiğim gibi giysiler çok kısa bir süre içinde tekrar giyilmeyecek kadar yıpranabilirler. Bu nedenle çamaşır yıkarken dikkat etmemiz gereken belli başlı noktaları aşağıda maddeler hâlinde sıralıyorum:

1) Beyaz ve renkli kıyafetlerinizi ayrı ayrı makineye atmanız gerekir. Kullanacağınız deterjan da beyazlar için ayrı, renkliler için ayrı olmalıdır. Bu beyazlarınızın daha parlak bir beyaz olmasını sağlayacak, renklilerinizin de renk atmasına neden olmayacaktır. Hatta eğer kirlileriniz çoksa, renklileri de iki kısma ayırabilirsiniz. Bunların içinden siyah, koyu mavi gibi mat tonlarda ve renk verme ihtimali yüksek olan kıyafetleri ayrı; pembe, sarı vb. gibi daha açık renklerde olup, renk verme ihtimali düşük olan kıyafetlerinizi ayrı olarak yıkayabilirsiniz.

2) Yeni çıkan çamaşır makinesi modelleri 10 kg‘a kadar kirli alabilmektedir. Fakat bu ağırlığın, kıyafetlerin ağır hâli baz alınarak düşünüldüğünü unutmayın. 150 gr’lık bir kıyafet,ıslandığında 400 gr’a kadar çıkabilmektedir. Bunun için hem makinenizin ömrünü uzatmak hem de kıyafetlerinizin daha temiz yıkanmasını sağlamak için makineyi ağzına kadardoldurmayın. Kıyafetlerin makinenin içinde hareket ederek kirlerinin çözülmesine olanak sağlamış olursunuz böylece.

3) “Ne kadar çok deterjanatarsam, o kadar temiz olur.” mantığı yanlıştır. Yeni çıkan deterjanlar genellikle “konsantre” özellikte olduklarından, zaten bir ölçü deterjan size istediğiniz temizlikten daha fazlasını sunabilecek güçte olacaktır.Deterjanı çok kullanmak, çamaşırların durlanmasını zorlaştırmakta ve köpüklü kalan giysilerimizin özellikle güneş ışığı görünce renk atmasına, yıpranmasına neden olabilmektedir. Bunun için deterjanın ölçüsü ne ise, o kadar kullanmaya çalışın.

4) Gereğinden çok kullanılan yumuşatıcılar, kıyafetlerin renklerinin çabuk solmasına neden olabilmektedir. Birçok kişi, kıyafetlerinde kalan yumuşatıcı kokusunu sevdiği için kıyafetlerinde bu koku daha kalıcı olsun diye normalinden fazla yumuşatıcı kullanmakta. Bu belki istediğimiz şekilde püfür püfür yumuşatıcı kokulu çamaşırlar elde etmemizi sağlasa da, kıyafetlerin ömrünü kısaltması açısından zararlıdır.

5) Kirli sepetiniz mümkünse iç çamaşırlarınız ve normal kıyafetleriniz için ayrı olmalıdır. Çünkü kıyafetlerinizdeki lekeler, siz farkında olmasanız da birbirine geçebilmektedir.

6) Çamaşır makineleri devirlerine ve farklı yıkama programlarına göre türlü türlüdür. Makineniz 1000 deviridestekliyorsa bile, çoğu kıyafetler yüksek hızda kurutma yapıldığında kırışabilmektedir. Kırışmanın ötesinde yün ve ipek tarzı hassas giysilerinizde kalıcı bozulmalar olabilir. Bunun için yastık, yorgan gibi kuruması zor şeylerin dışında, makinenizi genellikle 600 devirde kullanmanız ideal olandır.

7) Belki de en çok merak edilen nokta, çamaşırları kaç derecede yıkayacağımızdır. Aslında her kıyafetin etiketinde bunun açıklaması bulunur. Fakat tecrübeyle sabitlenmiş bilgi şudur: Renkliler 40 derecede, beyazlar ise  60 derecede yıkanır. Bu sıcaklık değeri, kıyafetlerinizin mis gibi temiz olması için idealdir ve yeterlidir. Özellikle renklilerde 40º’nin üstündeki bir program seçilmesi, çamaşırlarınızda leke ve iz kalmasına, dahası kıyafetlerinizin çekerek küçülmesine neden olacaktır.

8) Eğer çok sayıda kirli giysiniz var ve bunları ayrı ayrı yıkamanız gerekiyorsa, kesinlikle renklerine ve kumaş türlerine göre sınıflandırma yapın. Yünlü ve ipek kıyafetleri, genellikle 30 derecede ve düşük devirde yıkayın. Beyaz ve lekeli kıyafetleri 60 derecede yıkamayı tercih edebilirsiniz. Kot pantolonları 40 derecede yıkamanız dahagüzel sonuç verecektir.

9) Kıyafetleri makinenize atmadan önce mutlaka ters çevirin. Özellikle kot pantolonlarda deterjan izi ve kırışık görüntü oluşmasını engellemek için bu yöntem oldukça işe yaramaktadır. Ayrıca gömlek, pantolon gibi kıyafetlerinizin görünen yüzü değil, iç kısmı deterjana maruz kalacağından; bu yöntemle renklerin solması çok daha uzun zamanda gerçekleşmektedir.

10) Makinenin kaç dakikada yıkama yaptığı, kullanım kılavuzunda yazılmaktadır. Tavsiyem uzun programları gece çalıştırmanız. Çünkü gece elektrik tarifesi daha düşük fiyattan ücretlendirilir. Bu nedenle elektrikten tasarruf etmiş olursunuz. Ayrıca yıkamanın biteceği saati iyi ayarlayın ve çamaşırlarınızı uzun süre makinede bekletmeyin. Mümkünse makinenin bittiğini gördüğünüz anda çamaşırlarınızı çıkarıp asın.

11) Çamaşırları asmadan önce bir kere elinizde çırpmanız, kırışıklıkları azaltarak ütülenirken size kolaylık sağlayacaktır. Çamaşırlarınızı havadar ve güneş görmeyen bir yerde kurutmanız gerekir. Evet, yanlış duymadınız. Genellikle güneşli havalarda çamaşırlarınız erken kuruduğu için, güneş ışığı varken kurutmak istersiniz. Fakat bu kıyafetlerinizin ömrünün çok kısa sürede tükenmesine neden olur. Çamaşırlarınızı korumak için kesinlikle esintili; fakat güneş ışığı görmeyen bir yerde kurutma yapmaya çalışın. Farkı göreceksiniz!

12) Ayakkabılarınızı yıkamak istediğinizde, bir veya birden fazla çift ayakkabıyı tek başına makineye atmanız çok tehlikelidir. Hem ayakkabılarınız deforme olacak hem de makineniz zarar görecektir. Bunun için ayakkabılarınızı önce elinizde yıkayarak kaba tozunu ve kirini alın. Daha sonra renkliçamaşırlarınızı yıkarken bir çift atın. Böylece hem ayakkabınız oraya buraya çarparak makineye ve kendisine zarar vermez hem de aradan çıkmış olur.

13) Çamaşırlarınızı çok sık yıkamak, kullanım ömrünü azaltacaktır. Çünkü ne kadar kaliteli olursa olsun, her kıyafet yıkanırken deterjanın deforme edici etkisiyle karşı karşıya kalır. Kullanılan malzeme ne kadar güçlü olsa da, er ya da geç çamaşırlarınız yıpranır. Bunun için kıyafetlerinizi kirlenmeden sık sık yıkama yapmayın. Özellikle sık kullanılan ve sadece hafif terlediğinizi hissettiğiniz kıyafetlerinizi, 30 dakikalık kısa programlarda yıkamayı tercih edebilirsiniz.

14) Çamaşırları yıkarken, makinenin parlatıcı veya ön yıkama bölümüne karbonat veya sirke atmak, lekeli çamaşırların daha temiz yıkanmasına katkı sağlar. Fakat böylesi durumlar genellikle beyaz renkli ve lekeli çamaşırlar için kullanılmaktadır. Bu çamaşırlarla birlikte atılan diğer kirlilerin de karbonatın renk açıcı etkisine maruz kalacağından, bu yöntem sağlam çamaşırlarınızın renginin solmasına neden olabilir. Fakat sadece lekeli çamaşırları attığınız zaman (özellikle beyaz renklilerde) bu yöntem lekenin kolay çıkmasına ve daha parlak olmasına katkı sağlayacaktır.

Yukarıda sıralanan maddelere dikkat eden bir kişi, kıyafetlerini uzun süre kullanabilecek ve tasaarruflu, mis kokulu bir yıkama işlemi gerçekleştirecektir. Bu bilgiler içerisinde unutulan bazı noktalar olabilir. Bunları yorumlarınızda belirtirseniz, çamaşır yıkamanın püf noktalarını daha çok kişi öğrenmiş olur.


Posted via Blogaway

19 Aralık 2014 Cuma

Ayakta yemek hazımsızlık yapar mı ?

Hızla yiyeceğiniz bir şey almış ve onu aceleyle yemeniz gerekiyorsa bile hiç değilse ayakta değil, oturarak yemeniz tavsiye edilir

Artık oturarak rahat yemek yemeye zaman bulamıyoruz. Peki, ayakta yediğimiz yemeği sindirmesi daha mı zordur?
Bugün artık uzun uzadıya öğle yemeği yemek için zaman bulamıyoruz. Mükellef öğle yemekleriyle ünlü Fransa’da bile artık “yemek saati” diye bir şey kalmadı, yemeğin yerini sandviç ve ayaküstü yenen yemekler aldı.

BBC Türkçe'de yer alan habere göre, hızla yiyeceğiniz bir şey almış ve onu aceleyle yemeniz gerekiyorsa bile hiç değilse ayakta değil, oturarak yemeniz tavsiye edilir. Ayakta yemenin hazımsızlığa yol açacağı düşünülür. Hazımsızlık nedenlerini incelediğimizde ayakta yemek yemeyi nedenler listesinde göremeyiz.

Ülser ve gastrit gibi ciddi nedenler dışta tutulduğunda hazımsızlığa yol açan faktörler arasında yaşam tarzındaki değişiklikler etkili görülüyor. Fakat bununla daha çok sağlıklı beslenme, sigarayı bırakma ve alkol ve kahve tüketimini azaltma gibi şeyler kastedilir, yemek yerken oturmak değil.

Tersine mide ağrısının nedeni reflüden kaynaklanıyorsa doktorlar mide asidinin boğaza kadar çıkmasını engellemek için ayakta yemeyi bile tavsiye etmektedir. Ayakta yemek yendiğinde mide asidi ait olduğu yerde, midede kalır. Reflü hastalarına ayrıca yatarken yastıklarını yüksek tutmaları da önerilir.

 

Ayakta yemek mi, hızlı yemek mi?

 

Ayakta yemek bir başka soruna da yol açabilir. Ayaktayken daha acele ederiz. Bazı kafe ya da restoranlarda bar usulü yüksek sandalye kullanılmasının nedeni budur. Böylece ayakta yemek yiyince acele etme ve hızlı yeme sonucu oluşan bir hazımsızlık söz konusu olabilir.

Hızlı ve yavaş yemek yiyenleri karşılaştıran araştırma sayısı fazla değil. 1994’te yapılan bir araştırmada deneklere yeme hızına dair bir soru da sorulmuş, fakat yeme hızı ile hazımsızlık arasında bir bağlantı görülmemişti. 2010’da yapılan başka bir araştırmada da benzer bir sonuca varıldı. Fakat iki çalışmada da hız nesnel olarak ölçülmemiş, kişinin kendi yargısına bırakılmıştı.

Güney Kore’de yapılan bir araştırmada ise bu durum bertaraf edilerek askerlerin yemek yeme süreleri kaydedildi. Fakat yine de yeme hızı ile hazımsızlık şikayetleri arasında herhangi bir bağlantı kurulamadı.

 

Hızlı yeme rekorları

 

Peki hızlı yeme yarışmalarına katılanların durumu nasıldı? Örneğin Guinness Dünya Rekorları kitabına giren ve hızlı yeme yarışmalarından geçimini sağlayan Amerikalı ‘Kızgın Pete’. Pete’in rekorları arasında 30 cm çapındaki bir pizzayı 41 saniyede yemek de bulunuyor. Bir başka rekor sahibi Japon Takeru Kobayaşi ise 10 dakikada 58 sosis yiyor. Bu herkeste hazımsızlık yaratacak düzeyde bir hız, ama bu insanlarda öyle bir sonuç doğurmuyor.

Pensilvanya Üniversitesi’nden radyolog Profesör Marc Levine, hızlı yeme rekoru sahibi birinin 36 sosisten sonra mide röntgenini çekti. Bu kişi hala yemeye devam etmeye niyetliydi, ama sağlığı açısından son vermesi istendi. Onda hazımsızlık yoktu, ama başka bir gönüllü 7 sosisten sonra bulantı hissedip durmuştu. Röntgenler hızlı yeme rekoru sahibi kişinin midesini genişletmeye alışkın olduğunu, o yüzden doluluk hissi duymadığını ortaya koydu.

Yani hızlı yeme ile ilgili sorun hazımsızlıktan ziyade doyma duygusunu yaratan mekanizmanın bozulması olabilir. Fakat burada da yeterli delil bulunmuyor.

Kısacası, bir daha hızlı yemek yerken kendinizi kötü hissetmenize gerek yok. Bunu yaptığınız sırada bulantı ya da başka bir rahatsızlık hissetmiyorsanız sorun da yok demektir.

 


Posted via Blogaway

17 Aralık 2014 Çarşamba

Karın bölgesindeki yağları eritmenin 4 hızlı yolu

Karın bölgesindeki yağlar hem erkeklerde, hem kadınlarda sağlıksız beslenme ve egzersiz eksikliği sebebiyle ortaya çıkabilir. Bunlardan kurtulmak için, bir aktiviteye başlamak şart. Bir saat koşmak hızınıza bağlı olarak 500-1000 kalori arası yakmanıza yardımcı olur. Günlük olarak koşmayı alışkanlık haline getirirseniz, karın bölgesindeki yağlardan kurtulabilirsiniz.

Adım 1

Her gün koşun. Eğer koşmaya yeni başlıyorsanız, kaslarınızı geliştirmek için yavaş bir başlangıç yapabilirsiniz. Günde en az 10-15 dakika koşun, böylece yavaş tempoda 1.5 km kadar koşabilirsiniz. Eğer daha önceden de koşuyorsanız, 20 dakikalık koşu sizin için uygundur. Tabi biraz daha hızlı. Bu süre içinde 3.5-4 km mesafe katedecek kadar.

Adım 2

Koşu sürenize yavaş yavaş eklemeler yapın. Her haftadan sonra 5 dakika yükseltmek ideal bir seçim. Her gün 30 dakika koşmak hedefiniz olsun. Eğer karın bölgesindeki yağlardan kurtulmak istiyorsanız, en az 20 dakika kardiyovasküler bir aktivite yapmanız gerekir. Koşmak iyi bir tercih.

Adım 3

Yağları daha hızlı yakmak için vücudunuzu zorlayın. Farklı yer ve zamanlarda koşun. Yokuş yukarı koşmak özellikle yardımcı olacaktır. Vücudunuzun yağları yakmaya devam edebilmesi için, kaslarınızı sürekli olarak zorlayın.

Adım 4

Ara yoğunluklu (interval) antrenman herkesçe kabul gören bir koşma tekniği. Normal koşuya göre 9 kata kadar daha fazla yağ yakmaya yardımcı olduğu bulundu. Haftadaki günlerden birini ara yoğunluklu antrenmana ayırın. 20-30 saniye yapabileceğiniz en hızlı koşuyu yapın, ardından 60 saniye yürüyün. Bu şekilde 15 dakikayı tamamlayın.


Posted via Blogaway