25 Eylül 2014 Perşembe

Ukrayna


Ukrayna’nın güneydoğu şehri. Tuz madenleri sebebiyle kurulmuş zengin bir endüstri şehri olsa da, kısa bir gezi sırasında gelir dağılımının ve genel Ukrayna / Rus izlerinin görülebildiği bir destinasyona.





Kuzey Doğa Avrupa şehirleri konusunda çok konuşacak bilgiye veya ukalalığa sahip değiliz ancak gündüz gezisi ancak 4,5 saat sürecek bu şehrin gece hayatıysa günlerce devam ettirilecek türden. Bomboş sokaklarına inat dolu otobüsleri, kalabalık mekanları ve tıklım tıklım gece eğlence hayatıyla Donetsk bizi büyülemese de oldukça keyif verdi. Kaşiflerimizden Taflan gibi esmer, iri, kaşlı gözlü, klasik Anadolu bir tipe sahipseniz oldukça davetkar ve kadınlarımızdan özür dileyerek ifade edelim ‘olağanüstü’ güzel kadınlara sahip bu şehir ekstra bir çekicilik sunuyor Türk insanına.


DONETSK’TE GEZİLECEK YERLER


Pek fazla gezilecek yeri yoktur. Şehir merkezinde etrafta dolaşan pek insan da olmadığından ne yapıyor 2 milyon insan bu şehirde diye düşünüyor insan. Sanayi şehri olduğu için hava kirliliğini dengelemek adına bolca parkyapmışlar. Bu parklar ve 2 ana cadde haricinde gezilecek görülecek pek bir yeri yok diyebiliriz.
Donbass Arena: Şehrin en önemli turistik noktası futbol stadyumu. Düşünün, turistik değeri bu kadar bir şehirdesiniz. Ancak stad mimari olarak da, çevre düzenlemesi olarak da, maç aktivitesi olarak da oldukça başarılı ve keyifli. Maç haftasına denk geldiyseniz bedavadan biraz pahalı olan bileti alın ve stadın keyfini 50.000 civarı futbolsever ile çıkarın. Yok maç haftasına denk gelmediyseniz de stad turuna katılabilirsiniz.
Donbass Palace Hotel: Çok saçma ama şehrin ikinci turistik noktası da bir otel. Eğer burada konaklamıyorsanız yoldan geçerken rahatlıkla göreceğiniz yapı gerçekten hoş bir mimari ve ciddi bir şaaşaya sahip. Işıklandırılması oldukça güzel ve gece görülmesi güzel bir yapı.

Donetsk_8

Artema Bulvarı (Aptema Bulvarı): Şehrin ana meydanı. İnanılmaz uzun bir cadde, ana merkezi (Aptema 76 v.s.) zevkli bir yürüyüş yolu. Liverpool Parkı başta olmak üzere birçok park, dükkan ve AVM’ye ev sahipliği yapıyor. Gezilesi, yürünülesi bir nokta. Beğenmeseniz de zaten zorla gideceksiniz. :) Tadını çıkarın.
Pushkin Bulvarı: Artema’nın paralelindeki bu bulvarda parklar içinde restoranlar bulunmakta. Yürümesi, dolaşması keyifli bir yol. Biz dolaşırken en az 3 tane gelin-damat fotoğraf çekimine şahit olduk.  Bulvarın ucunda Forged Figures Park diye geçen kısımda metalden yapılmış heykellerin bulunduğu meşhur bir park bulunmakta.
Lenin Square ve Lenin Heykeli: Artema Bulvarı’nın ortasında, yoldaşa selam çakabileceğiniz heykel, meydanın ortasında tarihi ve geleceği selamlıyor. Köşedeki MC Donald’s da tüm Dünya’da olduğu gibi burada da şehrin en önemli merkezinde, ancak bu sefer ciddi bir tezat oluşturuyor.

DONETSK GECE HAYATI

Hafif enteresan bir şekilde gece klüpleri genelde bir komleks şeklinde. Bowling salonu, striptiz klübü, dans mekanı,bar, pub, restoran v.s. ziyadesiyle bir kompleks içinde birleşiyor. AVM gibi bir yer ama onun iyisi. Şehirde çok sayıda gece kulubü var, birkaçını yazalım.
Virus: Donetsk’in en meşhur gece kulübü. Gençlerin, öğrencilerin en çok tercih ettiği gece kulübü burası. Geniş bir dans pisti var. Kız oranı çok yüksek. Çevresinde ve ikinci katında localar mevcut. 12′den sonra hareketlenmeye başlıyor. Müzikler de diğer mekanlara kıyasla çok kaliteli. Saçma rusça şarkılar pek çalınmıyor. Şehre taksiyle 15 dakika mesafede.

donetsk-nightlife

Chicago: Artema Caddesi üzerinde 123 numarada yerleşmiş şehrin önde gelen klüplerinden biri. 1000 kişinin üzerinde bir ana kapasitesi var ve dans pisti çılgın Ukrayna geceleri için 500 kişinin üzerinde kapasiteye sahip. Biz uçaktan indikten sonra cuma gecesi sabah 4′te uğradık oldukça eğlenceli bir ortam sunuyordu. Eve yakın diye cumartesi gecesi 3:30′da da uğradık yine oldukça canlıydı. Biraz daha uluslararası bir topluluğa hitap ediyor. Nispeten erkek nüfusu daha kalabalık.
NLO Club: Şehir merkezine yakın mekan adını UFO biçimindeki binasından alıyor. (NLO Ukraynaca UFO demek.) Öğrenci mekanı olan bu gece kulübü birçok yerde övülüyordu. Görmeye fırsatımız olmadı.
Fort Knox: Virüs’le yarışan, şehrin en önemli gece kulüplerinden. Biz buraya gidemedik. Virüs’e kıyasla biraz daha ağır ve lüks bir mekan olduğunu söylendi. Komplekste 2 dans pisti, restoran, kumarhane, bowling, bilardo ve VIP salonları bulunmaktadır. Şehre taksiyle yaklaşık 15 dakika mesafededir.

Donetsk_5

Donetsk’s Nasıl Gidilir? Donetsk Şehir İçi Ulaşım


Türkiye’den Donetsk’e Gidiş: İstanbul’dan THY ve Pegasus direkt, Ukrayna International Kiev aktarmalı olarak gidiyor. Ayrıca birçok aktarmalı uçuş bulmak mümkün.
Donetsk Havalimanından şehir merkezine gidiş: Taksi ile mümkün. Gündüz saatlerinde otobüs de varmış ancak inince sorabilirsiniz. Taksi için hafif bir pazarlık yapmanız lazım. 100 Grivna iyi bir fiyattır. Biz ancak 140′a indirebilmiştik.
Şehir içi Ulaşım: Bedava gibi. Otobüs, troleybüs her şey tek bilet sadece 3 Grivna. Şoför tarafından satılıyor. 24 saat boyunca her yere, hem de çok sık toplu taşıma bulmak mümkün. Taksi de oldukça uygun. Gece saatlerinde ya da yorulduğunuzda falan taksiye binin. Donetsk’in ulaşım için tek sorunu, geleneksel turistik şehirlerden olmadığı için ziyaret edilecek noktaların birbirine mesafesi. Belirli bir bölgede yoğunlaşma yok, çok gezecekseniz çok mesafe alacaksınız demek. 

DONETSK NOT DEFTERİ

1386134252_money_bag (1)Konaklama Masrafına Dikkat:Şehir konaklama dışında oldukça makul fiyatlı bir tatil imkanı sunuyor. Otellere kıyasla ev kiralama daha iyi bir seçenek.
1386401641_84Yolda Sigara ve İçki İçmeyin: Ciddi bir alkol sorunu var, bu yasaklara da yansımış, yolda sokakta içki içmek yasak, bu kurala uyun yoksa polisle sıkıntıya girersiniz. Sıkıntıya girerseniz de yine ülkede çok yaygın olduğu şekilde rüşvet her işi çözüyor aklınızda bulunsun. Sigara için sokaklarda ayrılmış çöp kutusu civarı noktaları tercih edin. (Havalimanı çıkışı dahil)
Sport (9)Shaktar Donetsk Maçına Gidin: Futbolla ilginiz olmasa da şehrin en önemli turistik mekanı ve aktivitesi olarak Shakter Donetsk maçı ve Donbass Arena (Stad) olduğunu hatırlatırız. Gerçekten bu sevimli şehir için futbol ve esas takımları büyük bir aktivite ve eğlence kaynağı. Stad kesinlikle muhteşem. Biz gibi çArşı çocukları için bile etkileyici. Barış ve Taflan Beşiktaşlıdır, tribün çocuğu olmasalar da maç deneyimleri çoktur fakat pek fazla deplasman tecrübesi yoktur, bu yüzden otorite değiliz ancak bu stadın muhteşem olduğu gerçeğini onaylamamız için çok bilgiye ihtiyacımız yok. Siz de bizim gibi Shaktar’ın maçının olduğu bir hafta sonuna seyahatinizi denk getirdiyseniz kesinlikle maça gidin, zaten biletler de burada kahvede izleyeceğiniz bir maçtan daha ucuz. 2013 – 2014 sezonunda gittiğimiz standart bir lig maçı için 1′den 6′ya dizilen kategorilerden 3′üncüsü için 35 Grivna verdik. Çıkışta da 4 adet kahve kupası aldık Store’dan hatıra olsun diye, lisanslı ürünlerin tanesi sadece 25 Grivna) – Maçı da 3-0 kazandı S.D.F.C. :)
1386401550_United Kingdom(Great Britain)İngilizce Bilgisi Yok Denecek Oranda: Kimse İngilizce bilmiyor neredeyse. İletişime geçememe olayı da açıkçası insanı geriyor. Belki çok güzel ve iyi insanlar, ama anlaşamadığımız için işler çok iyi yürümüyor. İngilizce bilen ciddi azınlığı çok sevdik, ama genel bilgisizlik insanı çok geriyor. Bir de dil bilmediğimiz için biz suçluyuz onların gözlerinde. :) Hafif Rusça ya da Ukrayna’ca biliyorsanız veya öğrenebiliyorsanız her konuda şanslısınız.  “Az İngilizce biliyorum” diyenlere inanmayın. ‘Hello, hi, one, two, three’ bilgisini az seviyesinde sayıyorlar. Kendine güveni ve dil milliyetçiliği yüksek bir toplum.
BahçeParkların Tadını Çıkarın: Şehir ciddi bir çiçek üretimi ve ihracatına sahip. Bu kente de yansımış. Çok güzel parkları ve bahçeleri var. Bulvar dedikleri yolların çoğu park ismi ve yolu. Ana caddenin yanında caddenin iki katı genişliğinde parklar uzuyor.
1386401434_cleanSokak Temizliğine HayranKalınacak: Bu işi nasıl olmuşsa muhteşem yapmışlar, Avrupa şehirlerini kıskandıracak bir temizlik var. Bunda sokakların soğuk iklimin getirdiği kültürle bomboş olmasının da etkisi olduğunu düşünsek de iyi bir kural kültürü de oturmuş ve sokaklar tertemiz. Bir de el çöpü için çok kutu var ama büyük çöp kutusu bulamadık biz, kiraladığımız evden içki şişelerini küçük kutulara bölüştürdük, eğer çöp kutusu bulursanız bize de gösterin de yayınlayalım. :)
1386221150_clock1Gece Hayatının Keyfine Varın:Aşağıda görülecek yerler listemizde mekanları anlatacağımız gece hayatının tadını çıkarın. Oldukça eğlenceli, canlı, sağlam ve ucuz eğlence keyfi sizi bekliyor.

19 Eylül 2014 Cuma

Huzur içinde bir kasaba: SAPANCA










































Sapanca’ya yaklaştıkça tepelere doğru ormanları yararak yayılıp giden villalar yol boyunca sizi izleyecek. Şimdi kendi halinde bir ilçe olduğuna bakmayın. Roma, Bizans ve Osmanlı dönemlerinde önemli bir merkezdi. Şimdi bağlı olduğu il merkezi Adapazarı 1701 yılında Sapanca’nın köyüydü. 16. yüzyılın ikinci yarısında yapılan Rüstem Paşa Camisi bir Mimar Sinan eseri olarak o dönemlere tanıklık eder. Sapanca’da geçmişten pek az iz görebilirsiniz. Şimdi gölü, temiz havası ile bir sayfiye havasındadır.


YAŞAYAN GEÇMİŞ


Rüstem Paşa Camisi, Rahime Sultan Camisi, Hasan Fehmi Paşa Camisi, Camisi Cedit (Yeni Cami), vaktiyle İpek Yolu’nun geçtiği ve hali hazırda Sapanca Mezarlığı’nın giriş kapısı ve güney tarafa geçiş yolu üzerinde bulunan Vecihi Kapısı Osmanlı mimarisinden kalma geçmişe ait eserler arasındadır. Osmanlılar zamanında Sapanca iki Osmanlı gezgininin kayıtlarına geçmiş bir yöredir. Osmanlı ve Cumhuriyet döneminde Sapanca özel ilgi alanında olmuş buraya oldukça kalıcı mimari çalışmalar yapılmış. Belediye bahçesinin güzelliği ve bahçede yer alan atlı-araba kalıntısı ile bir Yunanlı yazıtı ilginizi çekebilir. İstasyon binası Alman Gotik tarzı olup korunmuş ve hala hizmettedir.







DİNLENME İMKÂNI


Son yıllarda deniz ve güneş tatilin dışında, farklı bir tatil yapmak isteyenler alternatif turizm seçeneklerine yöneliyor. Bu ihtiyaçla birlikte yıldızı parlayan yayla tatili için Sakarya bir cazibe merkezi. Bölgede bulunan çok sayıdaki yayla, Marmara Bölgesi’nde yaşayan ve özellikle günlük yaşam koşullarının ağırlığından bunalanlar için alternatif bir dinlenme imkânı sağlıyor. Sakarya ulaşımına yakın ve kolay olması, günlük turlar içinde cazip kılıyor. Sapanca, sahip olduğu doğal özelliği ile doğa-severler ve dağ sporlarına tutkun olanlar için ulaşabilecekleri en yakın bir mekândır. Her tür güzelliği içerisinde barındırmaktadır.


ACELLE YAYLASI


Geniş yapraklı ve iğne yapraklı ağaçlardan oluşan bir bitki örtüsüne sahiptir. Ayrıca orman içerisinde orman gülü ve şimşirden oluşan bodur ağaçlar da mevcuttur. Kanlıca, Kuzugöbeği gibi yer mantarları ve ağaç mantarları bulunur. Yaylanın tam ortasından Enişte Deresi geçmektedir. Bu dere üzerinde halk tabiriyle büyük deniz denilen derinliği tam olarak bilinmeyen doğal yollarla kaya kütleleri arasında oluşmuş bir su birikintisi mümkündür. Dışarıdan gelenlerin kalabilmeleri için de sürekli ikamet edenlerin ahşap evleri kullanılabilmektedir. 





NASIL GİDİLİR?


İstanbul’a 120 km uzaklıktaki Sapanca ilçesi aynı adlı gölün kıyısına kurulmuş. Sapanca’ya ulaşmak için D-100 Karayolu ile Sapanca Kavşağı’ndan güneye dönülüp ilk yerleşim yeri olan Acısu’ya kadar devam etmek gerekir. Acısu’dan iki seçenek vardır; B. Derbent yoluna sapılıp B. Derbent’ te görülebilir. B. Derbent yol kavşağından sola yani doğuya sapılıp yeşillikler arasından Maşukiye’ ye gidilebilir ya da Acısu’dan devam edilip doğrudan Maşukiye üzerinden doğuya doğru herhangi bir yere sapmadan Sapanca Otoyol ayrımına kadar devam edilebilir. Bu ayrımdan itibaren, yol bizi doğrudan Sapanca Sapağı’na götürecektir.


ASIRLIK ÇINAR


Hafta sonunda, şehirden, stresten, yoğun tempodan uzak, kuş cıvıltıları eşliğinde göl kenarına uzun yürüyüşler yapabilirsiniz. Yolun ortasında göreceğiniz ve üzerindeki bir levhada hikâyesini okuyabileceğiniz kocamış Çınar, geceleri ışıklandırılarak muhteşem bir görüntüye tanıklık ediyor.





















Resim gibi bir köy: Uçmakdere










































Ganos Dağı’nın eteklerinde yol alırken Marmara’yı hiç bu kadar yüksekten ve böyle bir açıdan görmediğinizi fark edeceksiniz. Karşınızda sisler içinde uzanmış yatan Marmara Adası ve hemen önünüzde Hayırsız Ada duruyor. Birbirini takip eden koylar her mevsim bir başka renk sunan bitki örtüsü arasından yol alıyorsunuz. Geniş ama zemini kötü toprak yolu izlerken resim gibi bir köy çıkıyor karşınıza. Evlerinin pencereleri çiçeklerle bezenmiş Yeniköy burası.


YILLARA DİRENİYOR


Uçmakdere’ye 500 yıllık bir anıt çınar ağacının altından geçerek giriliyor. Köy bir yağlı boya tablo güzelliğinde 100 yıllık ahşap evlerle dolu. Ve doku üzerinden geçen yıllara rağmen bozulmamış, direnmiş. Uçmakdereliler uzun yıllar ipek böcekçiliği yapmışlar. Ama 1989 yılında süne zararlısıyla mücadelede kullanılan ilaç, hava akımı nedeniyle ipek böceklerini de öldürünce köyde ipekböcekçiliği yapan kalmamış. Ve yıllara direnen evler de birer birer boşalmaya başlamış, kente göç nedeniyle.


GÖRKEMLİ ÇINAR AĞAÇLARI


Uçmakdere sahilindeki anıt çınar ağaçları şemsiye gibi denize sarkmış. Sahilde pansiyon, restoran, büfeler ve çadır kurulabilecek bir de kamp alanı var. Tekel’in Güzel Marmara Şarap Fabrikası da burada. Köy halkı "övünmek gibi olmasın ama Altınoluk’tan sonra bizim havamız gelir, hiç kirlilik yoktur, insan burada hava ve suyla bile yaşar" diyor.





KÖYÜN TARİHİ ESKİLERE DAYANIYOR


Kalıntılara bakılırsa, köyün tarihi epey eskilere dayanıyor. Üzerinde çift başlı kartal kabartması ve 1865 tarihi bulunan lahit taşına benzer bir mermer parçası, zamanında şaraphane olarak kullanılan bir binanın bahçesinde içki imalinde kullanılan sarnıç, tuğla ve ahşap yapımı Rum evlerinde Grek alfabesiyle kazınmış yazılar; köy girişindeki çeşmede bir yazıt, kahvenin karşısındaki bakkalın damını tutan sac kaplı iri konsollar, üzerinde yaprak motifleri bulunan ahşap tavan göbeği tarihi bir atmosferin keyfini yaşatıyor.





‘HOŞ YER’


Köyün Rumca'daki adı "Avdimio"dur. "Hoş yer" anlamına gelmektedir. Rumlar Avdimio adını kullanırken, yörede yaşayan Türk Yörükleri Uçmakdere'ye "Avdin" demişlerdir. Rumlar zamanında önemli bir şarap üretim merkezi olarak faaliyet göstermiştir. 1918'te çekilmiş bir fotoğrafa göre; köyde yaklaşık 500 hane bulunmakta olup; evlerin çoğu 3 katlı ve camekânlıdır. Köyde kilise, ayazma (kutsal çeşme), Maşatlık (Rum mezarlığı)ve ahşap köprüler olduğu, her sokakta kandiller yandığı, 3 yol ağızlarında ise "Talika"ların birbirlerini görebilecekleri dev aynaların olduğu, her evin altında tonlarca şarap alabilen mahzenlerin olduğu, ziyarete gelen Rumlar tarafından anlatılmaktadır.




MOTOCROSS TUTKUNLARI
Motocross tutkunlarının yeni adresi Uçmakdere Köyü birçok motosiklet tutkununun ilgisini çekmektedir. Doğa ile baş başa yapacağınız gezileri, yemyeşil dağ yolları, denizi ve güneşi ile motosiklet tutkunlarına unutamayacakları deneyimler kazandırmaktadır. Gün boyu yaptığınız yolculuğunuzu unutturacak sakinliği bulabileceğiniz kamp alanlarında güvenli ve huzurlu geceler geçirebilirsiniz.













YAMAÇ PARAŞÜTÜ


Koyu mavi denizi ve yemyeşil dağları ile Uçmakdere Köyü yamaç paraşütü sporuna gönül verenlerin yeni adresi oldu. Uçmakdere semalarında süzülmek için 625 metre yükseklikteki Nişantepe'ye çıkmak gerekiyor. Burada dört atlayış noktası bulunmakta olup, zirveden atladığınızda Ayvasıl Koyu’na iniş yapıyorsunuz.




NASIL GİDİLİR?
Tekirdağ'ın şehir çıkışındaki son ışıklardan sola Kumbağ istikametine dönün, az ileriden sağa dönün. Naip istikametine sağdan devam edeceksiniz, tuğla fabrikalarını geçtikten sonra Naip Köy içinden geçerseniz. Köy meydanından sağa sonra tekrar sola dönerek devam edin. Mermer Köy ve Yeniköy istikametlerini takip edin. Yol, iki kez çatallanacak, ikisinde de soldan takip edeceksiniz. Yeniköy’den çıkar çıkmaz dağ yollarına varacaksınız. Ve yaklaşık 7 km. sonra Uçmakdere Köyü’nde olacaksınız.







































ŞİRİN BİR KIYI KASABASI: KERPE










































Kerpe yakın zamana kadar kendi halinde küçük bir balıkçı köyü. El değmemiş doğası, denizi ve doğal çevresi ile tam anlamıyla bir huzur kasabası… Kerpe’ye Kandıra’dan sonra çam ormanının içinden geçilerek giriliyor ve Kerpe yeşillikler içinde karşınıza çıkıveriyor. Sahilde güzel bir piknik için yolda durup ormandan odun toplayabilirsiniz. Kerpe’nin en çekici tarafı, dalgaları ile tanınan Karadeniz kıyısında denizinin her zaman durgun olması. Kerpe koyunu birbirinden çekici kayalıklar sarmış. Hırçın Karadeniz’in dalgaları, kayaları dövmüş ve bir mimar ustalığı ile onlara şekil vermiş.





ETKİLEYİCİ HEYKELKAYALAR


Kerpe içinde deniz oldukça sığ. 150 m yürüseniz de boyunuzu aşmıyor. Boylu boyunca uzanan kumsalda özellikle çocuklu aileler rahat edeceklerdir. Konaklamak isteyenler için çok sayıda küçük otel, pansiyon ve kamping alanları var. Koyun dışına çıkıp Karadeniz’in kıyılarında dolaşmanın ayrı bir tadı var. Denizin dalgalarının yıllar boyunca döve döve şekillendirdiği kayaların görüntüsü etkileyici, bazen de ürkütücü. ‘Heykelkaya’ların en ilgincini Kerpe burnunun arka tarafında görebilirsiniz. Denizden yapılacak bir tekne gezisinde Karadeniz’in şekillendirdiği kayaların fotoğraflarını çekmeyi deneyebilirsiniz. Aynı şeyi karadan da yapabilirsiniz.









ÇAM ORMANLARIYLA ÇEVRELENMİŞ KOYLAR


Kerpe’ye girmeden sola dönüp, toprak yol boyunca ilerlerseniz, çam ormanıyla çevrelenmiş çok sayıda koy bulacaksınız. Aynı kaya şekilleri bu koylarda da karşınıza çıkıverecek. Bu koyların birinde denize girebilir, piknik yapabilir, yaz aylarında oldukça yoğun olan hafta sonu kalabalığından uzakta sakin bir gün geçirebilirsiniz. Altyapısı yok ama bu koylarda çadır da kurabilirsiniz. Kerpe’den biraz daha doğuya devam ederseniz Kefken’e çıkacaksınız. Çarşısı oldukça canlı, hemen her şeyi bulabilirsiniz. Yazın sahildeki lokantalar da canlanıyor. Köyde aile pansiyonculuğu da gelişmiş.




Ağva

Doğa harikası bir köy: Ağva







Ağva, Çanak ve Göksu dereleri arasında kalmış, alüvyonlar üzerine kurulmuş bir sahil kasabası… Plajın önünde uzanan deniz pırıl pırıl... Son yıllarda daha çok ilgi çekmeye başlayan Ağva şirin balıkçı köyünden tatil beldesi olmaya geçiyor.
Kiralayacağınız tekne ile 15 - 20 dakika uzaklıkta bulunan koyları, adacıkları, dantel gibi oyulmuş anıtsal kayaları bir çırpıda görebilirsiniz. Bu pastoral yolculuğunuzda açık hava müzesi geziyormuşçasına bir hisse kapılabilir, kameranız ya da fotoğraf makinenizle çekebilecek bol malzeme bulabilirsiniz.

















YÜRÜYÜŞ YAPIN, TEKNEYLE GEZİN




Ağva’da daracık sokakların keyfini çıkarmak için arabanızı meydanda bırakıp yürüyerek dolaşın. Tekne ile denizden yapılacak bir geziye katılanlar denizle rüzgârın oydukları ilginç kayaları görebilirler. Bunların en ünlüsü de görüntüsü ve rengi ile duvaklı bir geline benzeyen Gelin Kayası. Mağara ve adacıklar kayalara eşlik ediyor. Karadan, Dilbucaklı köyü üzerinden de gidilebilen Kilimli Koyu ince kumlu plajı ile güzel bir mola yeri olabilir tekne gezisinde.




UYGARLIKLARIN UĞRAK YERİ




Ağva, Hititler, Frigler, Romalılar ve Osmanlılar gibi birçok uygarlığın geçiş yeri olmuş bir belde. M.Ö. 7. yüzyıla uzanan tarihin kalıntılarına, Ağva'ya bağlı civar köylerde rastlamak mümkün. Kalem Köy'de Romalılar’a ait kilise kalıntıları ve mezar taşları, Hacıllı Köyü'nde, 3. yüzyıl sonu - 4.yüzyıl başlarında bulunan Gürlek Mağarası, Hisar Tepe'de bulunan kale kalıntısı, Sungurlu Mahallesi’ndeki dağ değirmeni önemli buluntular.


‘İKİ DERE ARASINA KURULMUŞ KÖY’




Ağva, Latince "iki dere arasına kurulmuş köy" ve "su" anlamına geliyor. İstanbul'un kuzeyinde, Göksu ve Yeşilçay Dereleri’nin ortasında bir sahil kasabası. Göksu ve Yeşilçay Dereleri Ağva'dan geçip Karadeniz'e dökülüyor. Yeşilçay balıkçı teknelerinin mekânı. Göksu kıyısında ise oteller var. Derelerde kano veya deniz bisikleti ile gezinti yapılabiliyor. Motorlu teknelerle birkaç saatlik gezintiler organize edilebiliyor. 12 km. uzaktaki Hacıllı Köyü, mağara ve şelaleleri ile ünlü. Kilimli ve Kadırga koyları, yürüyüş için çok elverişli. 


BİZANS DÖNEMİ KALINTILARI




Ağva beldesi, Roma, Ceneviz, Bizans egemenliklerine girmiş. Osmanlı döneminde önemli bir Rum nüfusu varmış. Milattan önceki yüzyıllarda, M.Ö. 5. ve 7. yüzyılda, Ağva ve yakınlarında yerleşim bulunduğuna dair kanıtlar ele geçmiştir. Kalıntılar; Hitit ve Friglerin de bölgede yaşamış olduğunu gösterir. Başta Yeniköy olmak üzere çevre köylerde, Roma ve Bizans dönemine ait kalıntılar bulmak mümkündür. Ağva'nın tarihte bilinen ilk konukları Hititler olmuştur. Daha sonra Frigler, Romalılar, Bizanslılar ve Osmanlılar gelmiştir. Tarihi MÖ 7. yüzyıla kadar uzanan Ağva'da, Hititlere ve Frigler’e ait kalıntıları, ayrıca Roma ve Bizans döneminden kalan kilise kalıntılarını, mezar taşlarını görmek mümkündür.




11 GÖLLER VADİSİ




Gelin Kayası, Kilimli Koyu ve Saklı Göl gibi yerler de Ağva’nın yakınlardaki turistik yerlerdir. Ağva 11 Göller Vadisi’nde bulunan Hacıllı Şelaleri ile bilinir. Şileli Arkeolog Nabi Evren tarafından 11 Göller Vadisi olarak adlandırılan bu bölgede 2. göl ve şelale bölgesinde bulunan Gürlek Mağarası Bizans askerlerinin Hristiyanlık’ın yayılma döneminde yakaladıkları misyonerleri hapsettikleri bir mağara olarak kullanılmıştır. Mağarada bulunan insan kemikleri bu teoriyi desteklemektedir.









HUZUR DOLU


Çorlu-Ağva arasındaki uzaklık yaklaşık olarak 3 saat. Hafta sonu için kendinize vakit ayırabilir, kafanızı dinlemek ve haftanın yorgunluğunu atmak için Ağva’nın huzur verici sessizliğine sığınabilirsiniz. Kendinizi yenileyebilir, doğa yürüyüşleri ile deşarj olabilirsiniz. Doğayla baş başa kalmak isteyenlerin uğrak yeri Ağva, sizleri bekliyor…



NASIL GİDİLİR?




İstanbul'a 97 km.lik uzaklıkta yer alan Ağva'ya, büyük bir bölümü otoban olan yoldan ulaşılabiliyor. Ümraniye-Şile yolunu takip edin. Şile'den sonra, Ağva'ya giden sahil yolunu kullanarak, Kabakoz, İmrenli, Akçakese ve Kurfallı güzergâhını izleyin. Toplam bir buçuk saatte Ağva'ya ulaşabilirsiniz. Eğer otobüsle gidecekseniz de, İstanbul-Üsküdar veya Ümraniye'den her saat başı Şile-Ağva otobüsleri kalkıyor, aynı yolu kullanarak, önce Şile'ye, sonra Ağva'ya varıyorsunuz.







Polonezköy'ün Tarihçesi ...

Polonezköy-Adampol'u Türkiye'deki diğer köylerden farklı kılan en önemli öğe, tarihidir. Her şeyden önce, yalnızca bir Polonyalı veya en azından Katolik mezhebinden bir Slav, bu köyün sakinleri arasına katılabilirdi. Bunlar arasında ulusal ayaklanmalara katılmış birkaç emekli asker ve Kırım Savaşı'nda Rusya'ya karşı savaşmış Polonya tümeninin askerlerinden oluşan kalabalık bir grup bulunuyordu. Bu insanlar özgür Polonya hayalleriyle yaşamışlardı. Yurtseverlik duygularını, anılarında ve öykülerinde yaşatıyorlardı. Bunun dışında köy, Polonyalı politik göçmenlerin büyük bölümünün özgürlük isteklerinin uzun yıllar sözcülüğünü üstlenmiş olan Czartoryski'lere aitti. Bütün bu olgular, köylülerin Polonya'ya olan her şeye ilgilerini güçlendiriyor, köyün özerkliğinin korunmasını sağlıyordu.
Adampol'daki yaşam, her şeyden önce insanların güvencesine bağlıydı. Bu da, öncelikle çorak tarlaların ihya edilmesi ve evlerin inşaası demekti. Bu evreyi hemen her köy sakini yaşamak zorundaydı, sürülmüş tarla veya kurulmuş evleri başkalarından satın almak çok az rastlanan bir durumdu. 1856 yılından sonra Adampol'da tarıma dayalı bir çalışma ve dinlenme düzeni yerleşmeye başladı. Öncelikle tahıl,patates ve mısır ekimi yapılmaktaydı. Ama ağır bir çalışma temposuna rağmen yalnızca çiftçilik yapmak karın doyurmuyordu. Neyse ki, çevredeki ormanlarda çeşitli av hayvanları çoktu. Avlanma sayesinde taze et ve deri sıkıntısı çekilmemiştir. Avlanmanın, köylüler açısından önemli bir nedeni daha vardı. Özellikle yabanî domuz gibi büyük hayvan avı çok heyecan vericiydi. Av, ağır çiftçilik işlerinden sonra bir çeşit rahatlama oluyordu ve köydeki yaşantıda değişiklik demekti. Ayrıca kadınlar ormanda mantar, böğürtlen, meşe palamudu, kestane toplarlar ve bunlarla ev hayvanları, özellikle de domuz beslerlerdi. Köylüler inek, keçi,koyun, ve kümes hayvanları yetiştirirdi. Gerekli olan her şeyi Adampol'da üretmek mümkün değildi.

İstanbul'daki tereyağı, yumurta,domuz eti ve tavuk satışından sağlanan gelirle Polonez köylülerin giysi, tarım aletleri gibi gereksinimleri karşılanıyordu. Kimileri de kok kömürü üreterek ek gelir sağlıyorlardı. Köyün özgünlüğü, sıkça ziyaret edilen bir yer haline gelmesine neden oldu. Başlangıçta özellikle yabacılar geliyorlardı. Bu konukların büyük bir çoğunluğunu Adampol'e çeken neden, yabanî domuz, geyik, tilki ve çakal avı yapabilme olanağıydı. Kimilerini ise yeşillikler arasındaki ve huzur verici değişik çevre çekiyordu. Konuklar Türkiye'de hiçbir yerde rastlamadıkları bir mutfakla karşılaşıyorlardı. 1904 yılında Adampol'u ziyaret eden Çek yazar Karol Droz'a omlet, tütsülenmiş et ve ev ekmeği ikram edilmiş, yemekle birlikte iyi bir şarap ve lezzetli,soğuk,cana can katan bir su ikram edilmişti. Köy sakinleri ise çoğu zaman üzerine yağ süzülmüş patates, ekşi süt (bir çeşit kefir), etli, lahanalı patates, "jur" (bir çeşit ekşi çorba), ayrıca omlet "pierogi" (içine peynir ya da patates konan mantı), "leniwe" (kalın doğranıp suda haşlanmış hamur) yerlerdi. Pazar günü genellikle domuz kızartması yapılır ya da yabanî kuşlar yenirdi.

Adampol'da gerçekten de çok çalışmak gerekiyordu. Yaz döneminde gün doğduktan hemen sonra tarlaya gidilir, gün batarken dönülürdü. Adampollular haftanın beş günü böyle çalışırlardı. Cumartesileri ise tarlada işlerini biraz daha erken bitirirlerdi, çünkü akşamları evde ve evin çevresinde genel temizlik yaparlardı. Bütün avlular temizlenirdi. Pazar günü, Katolikler için dinlenme günüdür. Adampol'da bütün Polonya köylerinde olduğu gibi, herkes sabahları ayin için kilisede toplanırdı. Dinin, köy yaşantısında büyük bir rolü vardı; farklı dil ve farklı geleneklerin yanı sıra köy halkının Ortodoks Yunanlılardan ya da Müslüman Türklerden farklılığını vurgulayan önemli bir etkendi.

Adampol sakinleri ibadetlerinde tam bir rahatlığa sahiptiler ve dinsel hayat burada herhangi bir Katolik Polonya köyünde olduğu gibi sürdürülürdü. Dinî bayramlarda en önemlisi, Hz. İsa'nın doğum günü olan Noel bayramıydı. Bu bayramın arifesi her zaman çok gösterişli bir şekilde kutlanırdı. Önemli bir sembol olan arife gecesi yemeği, bütün yıl içinde kutlanan en büyük dinî-ailevî bayramdı. Bu ziyafet en az on iki çeşit yemekten oluşurdu. Özellikle bu bayram için hazırlanan yemekler vardı. Örneğin balık,kırmızı pancar çorbası, nohutlu lahana, "kutia" (haşhaş,buğday,fındık,bal ve üzüm ile yapılan bir tatlı) gibi. Bunun dışında sofraya her gün yenen yemelerden koyulur, hatta dolma gibi kimi Türk yemekleri de yapılırdı.

Eski bir Polonya geleneğine göre, masaya bir kat saman serilir, tabakların altına ise güzel bir ekmek konurdu. Bu özel ekmekleri ya rahip verir, ya da Polonya'daki tanıdıklar gönderirdi. Yemeğe güneş battıktan sonra oturulurdu. Başlamadan önce ekmek bölünür ve dilekler iletilirdi. Yemekten sonra Adampollular Polonya'daki hemşehrileri gibi Noel ağacını süslerlerdi. Çam ağacı, Polonyalılar için Noel bayramının simgesi olan şekerlemeler, çeşitli cam ve kağıt süsler ile bezenirdi. Gece yarısında ise Adampollular, Katoliklerde gece yapılan tek tören olan Noel ayini için kiliseye giderlerdi. Bu ayin sırasında çeşitli Noel şarkıları söylenirdi. Çocuklar bayramın ikinci gününden itibaren birkaç kişilik gruplar halinde Noel şarkıları söyleyerek evleri dolaşır,bayram dileklerini iletir ve buna karşılık ev sahibinden çeşitli bağışlar, çoğunlukla da bayram kekleri toplarlardı. Adampol'da da, gençler ve yaşlılar Noel'den Üç Müneccim bayramına kadar genellikle çalgıcılar eşliğinde şarkılar söyleyerek dolaşırlardı. Üç Müneccim gününde kilisede tebeşir ve günlük kutsanır, evlerin kapısına ise, Hıristiyan inanışına göre, Hz. İsa'yı doğumundan kısa bir süre sonra ziyaret eden Üç Müneccim'in adlarının baş harfleri olan KMB (Kasper, Melhiyor, Baltazar) yazılırdı. Hıristiyanlar için önemli bir diğer dinî bayram, çarmıha gerilmiş Hz. İsa'nın dirildiği gün olan Paskalya'dır. Paskalya'dan bir önceki gün olan Cumartesi günü rahip sırayla bütün evleri ziyaret eder ve bu mutlu bayramın simgesi olan yumurtaları kutsardı.


Paskalya Pazarı bu büyük bayramın ciddiyeti içerisinde sakince geçerdi. Köylüler bu günü genellikle aile içinde kutlarlardı. Ancak gece, gelenek haline gelmiş şakalar -kimi zaman da oldukça ilginç şakalar- yapılırdı. Çitlerin başka yere taşınması,arabaların sökülmesi ve parçaların çatıya atılması her zamanki oyunlardı. Öncelikle genç kızların oturduğu evlerde şaka yapmaya özen gösterilirdi. Paskalya pazartesisi, Islak Pazartesi (Polonyaca: Şimigus Dıngus) olarak da adlandırılır. Bu günde suyla yapılan bütün şakalar hoş görülür. O günlerde en çok teneke yağların kovadan biraz daha ufak, genelde su kabı olarak kullanılan kutuları revaçtaydı. Tabii kızları en uygun şekilde ıslatmak her bekar delikanlının onuru idi. Bu arada yetişkinler de paylarını alırdı. Ayinin en kutsal anında tüfekle yüzlerce defa ateş etmek Adampol geleneğiydi. Geri kalan dinsel bayramlara gelince, Polonya köylülerinin inançları içinde en tipik olanlarının yalnızca birkaçından söz edeceğim. Meryem Ana Mum Bayramı'nda (2 Şubat), kilisede kutsanan büyük mumlar daha sonra, fırtınalı günlerde tehlikeden korunmak ve ölmek üzere olan kişilere huzur sağlamak için yakılırdı. Büyük bir dinsel bayram da "Tanrı Teni" bayramıydı. İşte bu günde bayram alayı bütün köyü dolaşırdı. Köyün karşı köşelerinde bulunan dört evde birer sunak kurulur, dinî alay bu yerlerde bir süre dururdu. Dinî bayraklar ve ermişlerin heykelleri taşınırdı. Beyaz giysili kızlar çiçek serperlerdi. Bu tip alaylar, kuraklık döneminde tarlalarda yağmur yağdırmak amacıyla da düzenlenirdi. Dinî bayramlar arasında önemli olan bir diğeri de Meryem Ana Tahıl Bayramı idi (15 Ağustos). Bu günde, daha donra evlerin duvarlarına asılacak olan büyük buğday çelenkleri kutsanırdı. Dualardan sonra Adampolluların çoğu evlerine dönerken meyhanenin önünde toplanırlardı. Çocuklar meydanda oynar, büyükler de birer kadeh votka içerken sohbet eder, akşam için sözleşirlerdi. Ortak eğlenceler için her zaman epeyce zaman ayırırlardı. Hemen her Pazartesi akşamı bir evde dans düzenlenirdi. Hatta kimi zaman hafta içinde de danslar düzenlenir, cümbüş haftalar boyu sürerdi. Ziyafet ve eğlence için hiçbir fırsat kaçırılmazdı. Bunları anlatmaya en önemlisinden, yani düğünlerden başlamak gerek. Adampollu çocuklar küçük yaşlardan itibaren kız-erkek birlikte oynarlar, büyüyünce de birlikte çalışırlardı. Kızlar ve oğlanların birbirlerini iyice tanımak ve beğenmek için çok fırsatları olurdu. Bir kıza âşık olan delikanlı, o kızın ailesini diğer evlerden daha sık ziyaret ederdi. Genellikle de beraberinde ufak bir şeyler getirirdi: Büyükler için nane likörü, kıza da şekerleme...Tabii bu henüz hiçbir taahhüt sayılmazdı. Evlilik konusunda son sözü, her şeyden önce oğlanının mal durumuna bakan büyükleri söylerdi. Oğlanın ailesi, kızı kabullendiği zaman kızın ailesine söz almak için giderdi. Drahoma miktarının tesbit edilmesinden sonra -bu meseleyi bir gecede çözmek bazen mümkün olmuyordu- söz kesme resmen ilan edilirdi. Bu vesileyle, çoğunlukla en yakın aile çevresi içinde yüzüklerin takıldığı küçük bir davet düzenlenirdi. Nişanlana kıza başka delikanlılar artık talip olamazlardı. Çünkü artık bu kız başkasının kısmeti demekti. Düğün, kızı kendi evine aldığı için, genellikle erkeğin evinde olurdu. Damat, bir davetliler grubu ve çalgıcılarla birlikte gelinin evine gelirdi. Gelin, bu gün için uzun beyaz bir elbise giyer, başına taç ve duvak takar, eline de bir çiçek buketi alırdı. Damat ise her zaman lacivert veya siyah takım giyerdi. Kızı, aile evinden, ekmek ve tuz ile babası uğurlardı. Nikâhı, kilisede Katolik rahip kıyardı. Nikah töreninden sonra, bazen 200-300 kez, tüfekle kutlama atışı yapılırdı. Daha sonra damadın evine gidilirdi. Gelinle güveyi, damadın babası, aynen kız babasının uğurladığı gibi "Allah onlardan hayatları boyunca ekmeği esirgemesin" dileğiyle ekmek ve tuz vererek karşılardı. Ve sonra düğün başlardı. Bu, çoğunlukla köy halkının bir araya gelmesi için bir fırsat olurdu. Herkes, daveti veren aileye bir şekilde yardım etmek isterdi ve gücü neye yeterse onu getirirdi. Domuz, tavuk, yumurta, av hayvanı, kek vs. düğünler pek gösterişli olur ve genellikle birkaç gün sürerdi. Davetliler yer, içer, danseder ve şarkı söylerdi.Şarkının, köy yaşamında önemli bir yeri vardı. Yalnızca düğünlerde değil, dinsel törenlerde ve günlük yaşamda da şarkı söylenirdi. Bu, köy halkı arasında sıkı bağlar oluştururdu. Güzel seslere değer verilir, yeni şarkılar öğrenilirdi. Köyde, kimileri Polonya'da bile artık unutulmuş yurtseverlik şarkıları dahil çok şarkı bilinirdi. Pek çok kişinin katıldığı vaftiz törenlerinde de şarkı söylenirdi. Katoliklerde isim konması, kilisede Katolik rahip tarafından yapılan önemli bir görevdir. Çocuklar Polonya köyüne yakışır şekilde, yalnızca Polonez adları alırlardı. Oğlanlar en çok Ludwik, Jozef, Mieczyslaw, Edward, Boleslaw, Franciszek adını alırlardı. Kızlar arasında moda olan isimler, Maria, Jadwiga, Elzbieta, Anna, Magdalena idi. Bu fırsatla düzenlenen davet evde yapılırdı. Tabii içki ve müzik eşliğinde... Matem zamanlarında da tüm köy birlik olurdu. Cenaze töreninden sonra komşular, merhumun anısına onun evinde toplanır, fırsattan istifade birkaç kadeh içilirdi. Bazen daha fazla içildiği de olurdu. Birlikte olmak için aile törenleri tek fırsat değildi. Karnaval sırasında da tüm köy neşe içinde eğlenirdi. Büyüklerinden izin aldıktan sonra gençler köy evlerinden birinde öğleden önce toplanır, burada değişik kılıklara girerlerdi. Oğlanlar en çok kız kılığına girerler veya general olurlar, kızlar ise prenses kılığına girerlerdi. Kılık değiştirme çoğu zaman öyle iyi yapılırdı ki gençleri bazen yakınları bile tanıyamazdı. Bu şekilde oyuna katılanlar bütün köyü dolaşır, el kol hareketleri yapar, ıslak çalar, maskaralık ederlerdi. Toplanan hediyeleri alayın çıktığı eve taşırlardı. Orada da akşam eğlence düzenlenirdi. Ertesi gün, eğer eğlenmekten bıkmamışlarsa başka bir evde toplanırlardı.Karnaval sonu da Adampol'da gösterişli bir şekilde ve iki gün boyunca -pazartesi ve salı- kutlanırdı. Bu amaçla geleneksel olarak lokmalar ve bisküviler hazırlanırdı. Teorik olarak salıyı çarşambaya bağlayan gecenin on ikisine kadar eğlenilirdi ama dansetmeye dalan gençler bu süreyi genellikle aşardı. Bu durum rahiplerin pek hoşuna gitmezdi. Karnaval sonu eğlencelerinin ertesi günü başlayan orucu vurgulamak için, ucuna boş yumurta kabukları ve balık şeklinde yapılmış hava kesesi takılmış çubuklarla köyde dolaşılırdı. Şarkı ve eğlence çok şeye eşlik ederdi. Köylüler kendi yaptıkları yastık ve yorganların içini kaz tüyleriyle doldururlardı. Yastık yapmak için kazların yolunması, Adampol'da, uzun sonbahar akşamlarının önemli bir uğraşı idi. Bu ayrıca, iyi zaman geçirmek ve sevgiliyle görüşebilme fırsatı demekti. Genellikle 10-15 kişi toplanırdı. İlginç öyküler anlatılarak, nükteler yapılarak hoşça vakit geçirilirdi. "Yolma" işi çoğu zaman gecenin on ikisine, bazen birine kadar, ev sahibinin masaya davetine kadar sürerdi. Kimi zaman bu iş yemekle bitmezdi. Eğer aralarında bir çalgıcı varsa dansa başlanırdı.Sık sık yapılan danslı eğlenceler, Adampol'de birkaç kişilik bir çalgıcı takımının bulunması sayesinde mümkün olabiliyordu. Erkeklerin çoğu en azından bir müzik aletini çalmayı bilirdi. Yetişkinler ve gençler müzik yaparlardı. Her grupta bir keman (çoğunlukla Jozef Biskupski çalardı), akordeon, flüt ve mandolin bulunurdu. Adampolluların anımsadıklarına göre, eğlenceler sırasında güçleri tükeninceye dek dansederlermiş. Polonez, Krakovlu, Oberek, Polka ve tango ile vals gibi Polonya dansları çok revaçtaydı. Adampol'daki her eğlence "Biz yaşadıkça Polonya ölmeyecek" sözlerini içeren Polonya Millî Marşı'nın söylenmesi ile biterdi. 1950'li yılların sonuna kadar Adampol'da bu şekilde yaşandı. Hayat ağırdı ama yaşamaya değerdi. Köyden ayrılmak, daha az çalışmak demekti ama bu daha monoton bir yaşam anlamına geliyordu. Çoğunluğun benimsediği bu yaşam tarzı, topluluğu kaynaştıran ve göçü engelleyen bir unsur idi.
























NASIL GİDERİZ?
Çorlu - Polonezköy arasındaki mesafe 1 saat 45 dakika. Polonezköy'e ulaşım için en kolay yol; Fatih Sultan Mehmet Köprüsü Kavacık çıkışı ve yeni Riva yolu. Avrupa Yakası’ndan gelenler Fatih Sultan Mehmet Köprüsü’nü geçtikten sonraki ilk sapak olan Kavacık sapağından; Anadolu Yakası’ndan gelenler için Fatih Sultan Mehmet Köprüsü son çıkış olan Kavacık sapağından girdikten sonra Riva Yolu (Otoban) üzerinden ilerleyerek ve Polonezköy tabelalarını izleyerek Polonezköy'e ulaşabilirler.