27 Mart 2015 Cuma

Yalnızlık – Michael De Montaigne(Denemeler)

Yalnız yaşamanın bir tek amacı vardır sanıyorum; o da daha başıboş, daha rahat yaşamak Fakat her zaman, buna hangi yoldan varacağımızı pek bilmiyoruz Çok kez insan dünya işlerini bıraktığını sanır; oysaki bu işlerin yolunu değiştirmekten başka bir şey yapmamıştır Bir aileyi yönetmek bir devleti yönetmekten hiç de kolay değildir Ruh nerde bunalırsa bunalsın, hep aynı ruhtur; ev işlerinin az önemli olmaları, daha az yorucu olmalarını gerektirmez Bundan başka, saraydan ve pazardan el çekmekle hayatımızın baş kaygılarından kurtulmuş olmuyoruz.

Ratio et prudentia curas,
Non locus effusi late maris arbiter, aufert (Horatlus)
Dertlerimizi avutan akıl ve hikmettir,
O engin denizlerin ötesindeki yerler değil
Ülke değiştirmekle kıskançlık, cimrilik, kararsızlık, korku, tutku bizi bırakmaz
Et post equitem sade atra cura (Horatius)
Ve kader, atımızın terkisine biner ve gelir ardımızdan..
Onlar manastırlarda, medreselerde bile peşimizi bırakmazlar Bizi onlardan ne çöller kurtarabilir, ne mağaralar, ne de bedenimize ettiğimiz işkenceler
Haeret lateri letalis arundo (Virgilius)
Öldürücü yara bağrımızda kalır
Sokrates’e birisi için, seyahat onu hiç değiştirmedi, demişler O da: Çok doğal, çünkü kendisini de beraber götürmüştür, demiş
Quid terras alio calentes
Sole mutamus? patria quis exul
Se quoque fugit? (Horatius)
Niçin başka güneş başka toprak ararsın?
Yurdundan kaçmakla kendinden kaçar mısın?
İnsan önce içindeki sıkıntıyı dağıtmazsa yer değiştirmek daha fazla bunaltır onu: Nasıl ki yerine oturmuş yükler daha az engel olur geminin gidişine Bir hastaya iyilikten çok kötülük edersiniz yerini değiştirmekle Hastalığı azdırırsınız kımıldatmakla, nasıl ki kazıklar daha derine gidip sağlamlaşır sarsıp sallamakla Onun için kalabalıktan kaçmak yetmez, bir yerden başka bir yere gitmekle iş bitmez: İçimizdeki kalabalık hallerimizden kurtulmamız, kendimizi kendimizden koparmamız gerek
Rupi jam vincula dicas;
Nam luctata canis nodum arripit; attemen illi,
Cum fugit, a collo trahitur pars longa catenae (Persius)
Kırdım diyorsun zincirlerini;
Evet, köpek de çeker koparır zincirini,
Kaçar o da, ama halkaları boynunda taşıyarak
Zincirlerimizi götürürüz kendimizle birlikte; tam bir özgürlük değildir kavuştuğumuz; döner döner bakarız bırakıp gittiğimize; onunla dolu kalır düşlerimiz
Nisi purgatum est pectus, quae prelia nobis
Atque pericula tonc ingratis insinuandum?
Quantae conscindunt hominem cuppedinis acres
Sollicitum curae, quantique perinde timores?
Quidve superbia spurcita, ac petulantia, quantas
Efficiunt clades? Quid luxus desidiesque? (Lucretius)
İçi arınmamışsa, neler bekler insanı,
Kendi kendisiyle ne savaşlar eder boşuna!
Tutkuları içinde ne kemirici kaygılar
Ne korkular içinde kıvranır insan!
Ne çöküntüler yapar bizde gurur, şehvet,
Öfke, gevşeklik ve tembellik!
Kötülüğümüz içimizde bizim; içimizse kurtulamıyor kendi kendisinden
In culpa est animus qui se non efiugit unquam (Horatius)
Ruhun derdi içinde ve kaçamaz kendi kendinden
İnsanın, olanak varsa karısı, çocuğu, parası ve hele sağlığı olmalı, ama mutluluğunu yalnız bunlara bağlamamalı Kendimize dükkanın arkasında, yalnız bizim için bağımsız bir köşe ayırıp orada gerçek özgürlüğümüzü, kendi sultanlığımızı kurmalıyız Orada, yabancı hiçbir konuğa yer vermeksizin kendi kendimizle her gün başbaşa verip dertleşmeliyiz; karımız, çocuğumuz, servetimiz, adamlarımız yokmuş gibi konuşup gülmeliyiz Öyle ki, hepsini yitirmek felaketine uğrayınca onlarsız yaşamak bizim için yeni bir şey olmasın Kendi içine çevrilebilen bir ruhumuz var; kendi kendine yoldaş olabilir; kendi kendisiyle, çekiş dövüş, alışveriş edebilir Yalnız kalınca sıkılır, ne yapacağımızı bilmez oluruz diye korkmamalıyız
In solis sis tibi turba locis (Tibulhıs)
Issız yerlerde kendin için bir evren ol
Erdem, der Antishenes, kendi kendisiyle yetinir; ne kurallara baş vurur, ne laflara, ne gösterişlere. Yapmaya alıştırıldığımız işlerden binde biri bile kendimizle doğrudan doğruya ilgili değil Bakarsınız bir adam canını dişine takmış, kurşun yağmuru altında, yıkık bir kale duvarına tırmanıyor bütün hıncıyla; bir başkası, karşı tarafta, kan revan içinde, aç susuz savunuyor o kaleyi ölesiye: Kendileri için mi gösteriyorlar bu yararlığı? Uğrunda ölecekleri ve hiç görmedikleri insan belki o sırada kılım kıpırdatmadan keyif sürmektedir Bakarsınız bir başkası, bitkin, perişan, saçı sakalı birbirine karışmış kitaplıktan çıkıyor gece yansından sonra: Bunca kitabı daha iyi, daha akıllı bir insan olmak için mi karıştırdı sanırsınız? Yok canım sen de! Ya ölecek o kitaplıkta ya öğretecek yarınki kuşaklara Platus’un dizelerini hangi düzenle kurduğunu ve falan Latince sözcüğün nasıl yazılması gerektiğini Kim seve seve feda etmiyor sağlığını, canını şan şeref için? Oysa kalp bir paradan başka nedir ki şan şeref? Kendi ölümümüzden korkmakla yetinemeyiz; karılarımızın, çocuklarımızın, adamlarımızın ölümünden de korkmak zorundayız Kendi işlerimizden çektiğimiz sıkıntı yetmiyormuş gibi komşularımızın, dostlarımızın işleriyle de dertlere sokar, bunaltırız kendimizi
Vah! quemquamne hominem in animum instituere, aut
Parare, quod sit charius quam ipse est sibi? (Terentius)
Vah, vah! Nasıl olur da insan bir şeyi
Kendinden daha çok sevmeye kalkar? (Kitap 1 bölüm 39)

26 Mart 2015 Perşembe

Tanrı Öldü – Friedrich Nietzsche





Tanrı Öldü, Tanrı İnsana acımasından öldü!
Şimdi nereye gidiyoruz? Bütün güneşlerden uzağa mı? Durmadan düşmüyor muyuz? Öne, arkaya, sağa, sola, her yere düşmüyor muyuz? Hâlâ bir yüksek ve alçak kavramı var mı? Sonsuz bir hiçlik içinde aylak aylak dolaşmıyor muyuz? Yüzümüzde boşluğun nefesine duyumsamıyor muyuz? Hava şimdi daha soğuk değil mi? Geceler gittikçe daha fazla karanlıklaşmıyor mu? Tanrı öldü! Tanrı öldü! Onu öldüren biziz!
______________________
Gündüz gözü fener yakıp sokaklarda durmadan: ‘Tanrı’yı arıyorum!’, ‘Tanrı’yı arıyorum!’ diye bağıran deliden sözedildiğini duydunuz mu? Ne çok Tanrı’ya inanmayan vardı. Onun bu feryatları gülüşmelere neden oldu. ‘Acaba bir çocuk gibi mi kayıp oldu?’ diye sordu birisi. ‘Saklanıyor mu?’, ‘Bizden mi korkuyor acaba?’, ‘Göçmen mi?’ Sokaktaki halk birbirine bu soruları bağırarak soruyor ve gülüşüyordu. Deli kalabalığın arasında karıştı ve kendisine gülen bu insanları şöyle bir süzdü. ‘Tanrı nereye gitti?’ diye bağırdı, ‘Bunu size söyleyeceğim!’ diye devam etti.
‘Biz onu öldürdük… Siz ve ben! Biz, biz hepimiz onun katilleriyiz! İyi de bunu nasıl yaptık? Denizi nasıl boşaltabildik? Karayı denize bağlayan bu zinciri çözdüğümüzde ne yapmış olduk? Şimdi nereye gidiyoruz? Bütün güneşlerden uzağa mı? Durmadan düşmüyor muyuz? Öne, arkaya, sağa, sola, her yere düşmüyor muyuz? Hâlâ bir yüksek ve alçak kavramı var mı? Sonsuz bir hiçlik içinde aylak aylak dolaşmıyor muyuz? Yüzümüzde boşluğun nefesine duyumsamıyor muyuz? Hava şimdi daha soğuk değil mi? Geceler gittikçe daha fazla karanlıklaşmıyor mu? Tanrı öldü! Tanrı öldü! Onu öldüren biziz!
Biz, katiller kendi aramızda birbirimizi nasıl teselli edebiliriz? Dünyanın bugüne kadar sahip olduğu en kutsal ve en güçlü şey kanlı bıçağımızın altında can verdi. Bizi bu kandan kim temizleyecek? Hangi su, bu kanı temizleyebilir? Bu suçun cezasını nasıl ödeyeceğiz? Hangi kutsal oyunu icat etmek zorunda kalacağız? Bu eylemin büyüklüğü bizim için fazla büyük. Yalnızca ona layıkmışız gibi görünmek için, bizim Tanrı olmamız gerekmez mi? Hiçbir zaman böylesine büyük bir eylem olmamıştır ve her ne olursa olsun, bizden sonra doğabilecek olanlar bu büyük eylem yüzünden şimdiye kadar hiçbir tarihin olmadığı kadar büyük olan bir tarihe ait olacaklardır!’
_____________________________
Tanrı olgusunu çürütmek, aslında yalnızca soyut Tanrı’yı çürütmektir.
_____________________________
Gündüz gözü fener yakıp sokaklarda durmadan: ‘Tanrı’yı arıyorum!’, ‘Tanrı’yı arıyorum!’ diye bağıran deliden sözedildiğini duydunuz mu? Ne çok Tanrı’ya inanmayan vardı. Onun bu feryatları gülüşmelere neden oldu. ‘Acaba bir çocuk gibi mi kayıp oldu?’ diye sordu birisi. ‘Saklanıyor mu?’, ‘Bizden mi korkuyor acaba?’, ‘Göçmen mi?’ Sokaktaki halk birbirine bu soruları bağırarak soruyor ve gülüşüyordu. Deli kalabalığın arasında karıştı ve kendisine gülen bu insanları şöyle bir süzdü. ‘Tanrı nereye gitti?’ diye bağırdı, ‘Bunu size söyleyeceğim!’ diye devam etti.
‘Biz onu öldürdük… Siz ve ben! Biz, biz hepimiz onun katilleriyiz! İyi de bunu nasıl yaptık? Denizi nasıl boşaltabildik? Karayı denize bağlayan bu zinciri çözdüğümüzde ne yapmış olduk? Şimdi nereye gidiyoruz? Bütün güneşlerden uzağa mı? Durmadan düşmüyor muyuz? Öne, arkaya, sağa, sola, her yere düşmüyor muyuz? Hâlâ bir yüksek ve alçak kavramı var mı? Sonsuz bir hiçlik içinde aylak aylak dolaşmıyor muyuz? Yüzümüzde boşluğun nefesine duyumsamıyor muyuz? Hava şimdi daha soğuk değil mi? Geceler gittikçe daha fazla karanlıklaşmıyor mu? Tanrı öldü! Tanrı öldü! Onu öldüren biziz!
Biz, katiller kendi aramızda birbirimizi nasıl teselli edebiliriz? Dünyanın bugüne kadar sahip olduğu en kutsal ve en güçlü şey kanlı bıçağımızın altında can verdi. Bizi bu kandan kim temizleyecek? Hangi su, bu kanı temizleyebilir? Bu suçun cezasını nasıl ödeyeceğiz? Hangi kutsal oyunu icat etmek zorunda kalacağız? Bu eylemin büyüklüğü bizim için fazla büyük. Yalnızca ona layıkmışız gibi görünmek için, bizim Tanrı olmamız gerekmez mi? Hiçbir zaman böylesine büyük bir eylem olmamıştır ve her ne olursa olsun, bizden sonra doğabilecek olanlar bu büyük eylem yüzünden şimdiye kadar hiçbir tarihin olmadığı kadar büyük olan bir tarihe ait olacaklardır!’
_____________________________
Günümüzde cereyan eden olayların en büyüğü Avrupa’da şimdiden kendisini duyumsamaya başladı. Şurası doğrudur ki, böylesi bir olayı kavrayabilmek için yeterli bir bilgiye sahip olanların sayısı azdır. Bu olay, insanlara bir güneşin bir daha doğmamak üzere batması, eski ve derin bir bilincin artık bir kuşkuya dönüşmesi gibi gelir…
İhtiyar dünyamız gün geçtikçe ister istemez daha karamsar, daha kuşkucu, daha yabancı ve daha eski bir görünüme bürünür. Bu büyük olayın ilk sonuçları tanımlanması güç olan yeni bir türün, ışığın, mutluluğun, rahatlamanın, sükûnetin, yüreklendirmenin ve gün doğuşunun habercisi olmuşlardır…
Böylece biz hür felsefeciler, ‘eski Tanrı’nın öldüğünü’ öğrendiğimizde, yeni bir gün doğuşunun ışığıyla aydınladığımızı duyumsuyoruz: Kalbimiz büyük bir minnetle dolup taşıyor.
İşte sonunda, çok belirgin olmasa da önümüzde açılan yeni ufuklara doğru yelken açıyoruz. Bu ufuklarda hür ve tehlikelerden uzak yolculuk edebileceğiz. Deniz bize kucak açıyor. Belki de şimdiye dek böylesi engin bir deniz hiç görülmemiştir.
_____________________________
Ah kardeşlerim, yarattığım bu Tanrı, insan yapıtı, insan çılgınlığıydı, bütün Tanrılar gibi!
_____________________________
İnsanın varoluşundan hiç kimse sorumlu değildir. İnsanın şu ya da bu şekilde olmasından, onun şu ya da bu koşullarda bulunmasından hiç kimse sorumlu değildir. İnsanı yolundan saptırıp belirsiz bir amaca doğru yönlendirmek saçmalıktır. Amaç düşüncesini biz uydurduk. Aslında amaç diye bir şey yoktur.
Tanrı düşüncesi şimdiye kadar varoluşa karşı olan en büyük itiraz olmuştur. Tanrı’yı yadsıyoruz, Tanrı’nın sorumluluğunu yadsıyoruz ve böylece, yalnızca dünyayı biliyoruz.
_____________________________
Tanrının ölümünü, büyük bir reddedişe ve kendi üzerimizde sürekli bir zafere dönüştürmezsek, bu kaybın bedelini ödemek zorunda kalırız.
_____________________________
Tanrılar yalnızca korku yüzünden icat edilmiş değildir: Kudret duygusu düşsel hâle geldiği zaman, varlıklar yaratarak rahatlıyordu.
_____________________________
Daima daha temiz, daima daha uzak olarak düşünülen bir tanrı ile daima daha günahkâr insan arasındaki ayrılığın yarattığı gerginlik, insanlığa zorla kabul ettirilen en büyük kuvvet sınavlarından biridir. Günahkârlar için Tanrı sevgisi bir mucizedir. Yunanlılar tanrısal bilgi ile insan bilgisizliği arasında niçin böyle bir gerginlikle karşılaşmadılar? Bu iki uçurumu birleştiren köprüler, var olmayan yeni yaratıklar olsalar gerek (Melekler mi? Vahiy mi? Tanrı’nın Oğlu mu?)
_____________________________
Tanrı bir düşüncedir ki her doğruyu eğri hâle sokar, hareketsiz ve ayakta olan her şeyi döndürür. Nasıl? Vakit geçti mi yoksa? Her geçici şey yalan mı ki?
Bunu düşünmek kemiklere baş dönmesi, mideye de bulantı verir: Aslında bu düşünceye sara diyorum ben.
_____________________________
Eski Yunanlıların din duygusunda bizi şaşırtan yan, ondan dolu dizgin fışkıran o bolluk, o minnet bolluğudur: Böylece doğanın ve yaşamın karşısında duran, çok soylu bir insanlar türüdür! Daha sonra, Yunanistan’da budak saldı -Hıristiyanlık hazırlandı.
_____________________________
Buda’nın ölümünden sonra yüzyıllar boyu mağarada onun gölgesini gösterdiler -korkunç ve dehşet verici bir gölgeydi bu. Tanrı ölmüştür ama, insan öyle bir yaratıktır ki, daha binlerce yıl boyunca gölgesi kimi mağaralarda belki hâlâ gösterilecektir. Ya biz? Onun gölgesini de yenmek zorunda kalacağız biz.
_____________________________
Ancak raksedebilen bir Tanrı’ya inanabilirim ben.
_____________________________
Luther: “Bilge insanlar olmasaydı Tanrı’nın kendisi de var olmazdı.”, demiş ve doğru demiş. Ama: “Akılsız insanlar olmasaydı Tanrı yine de var olabilirdi.”, Luther bunu söylememiş işte.
_____________________________
Bir gün bana şöyle dedi şeytan: “Tanrının dahi kendi cehennemi vardır: bu, insana sevgisidir.”
Ve şöyle dediğini işittim geçenlerde: “Tanrı öldü: insana acımasından öldü Tanrı.”
_____________________________
Dinlerin Kaynağı Üzerine. – Bir insan nasıl olursa nesneler hakkındaki kendi fikrini vahiy olarak algılayabilir? Bu, dinlerin doğuşu ile ilgili bir sorundur. Bu tür bir olay ne zaman cereyan etmişse, orada olayın gerçekleşmesine uygun bir insan bulunmuştur. Buradaki önkoşul, o kişinin önceden vahye inanıyor olmasıdır. Artık günün birinde birden bire yeni düşüncelerini kazanır. Ve kendi büyük dünyasını ve varlığını kapsayan varsayımın mutlu edici etkisi bilincine öylesine etkileyici bir şekilde girer ki, kendini böyle bir uhrevi mutluluğun yaratıcısı olarak duyumsamaya cesaret edemez ve bunun nedenini ve yine o yeni düşüncenin nedeninin nedenini tanrısına mal eder: tanrısının vahyi olarak. Bir insan nasıl olur da böyle büyük bir mutluluğun yaratıcısı olabilir! -der kötümserin kuşkusu. Buna gizliden gizliye başka manivelalar etki eder: Örneğin insan bir düşünceyi vahiy olarak duyumsamak suretiyle kuvvetlendirir, böylelikle varsayımı ortadan kaldırır, bu düşünceyi eleştiri ve de kuşku ortamından çıkarıp kutsallaştırır. Böylelikle insan kendini her ne kadar bir organona indirgerse de, sonuçta düşüncelerimiz tanrı düşüncesi olarak galip gelir… sonunda galip kalmanın bu duygusu, o aşağılanma duygusuna karşı üstünlük kazanır. Bir başka duygu da arka planda rol alır: Eğer insan kendi ürününü kendisinin üzerine çıkarıp görünürde kendi değerini hesaba katmazsa, yine de her şeyi dengeleyen ve dengelemekten de fazlasını yapan baba sevgisinin ve baba gururunun övgüsünü alır.
_____________________________
Hıristiyanlığın tüm öteki dinlere olan üstünlüğü, bir söze sahip oluşudur (Ne hokkabazlık): Sevgisinden söz eder. Böylece de esinle dolu bir din olmuştur (Oysa öbür iki yaratışında Musevilik dünyaya kahramanca ve destani dinler sunmuştur). Sevgi sözünde öyle belirsiz, öyle coşturucu, anıya ve umuda öylesine hitap eden bir şey vardır ki; en geri zekâlı, en katı yürekli kimseler dahi bu sözün ışıltısıyla yine de bir şey duyarlar. En zeki kadın, en bayağı erkek bu sözü duyunca -hatta aşk tanrısı Eros onları pek avucuna almamış da olsa- tüm ömürlerinin en az bencil anlarını düşünüler. Ve ana babalarının, çocuklarının, yavuklularının sevgilerini tatmamış olan o sayısız insanlar; özellikle cinsel duyguları yücelmiş o erkeklerin hepsi Hıristiyanlıkta bir hazine bulmuşlardır.
_____________________________
Hıristiyanlık dünyayı çirkin ve kötü görmeye; karar verince dünya da çirkin ve kötü oldu.
_____________________________
İlk Hıristiyanlığın istediği biçimdeki inanç; Güneyin o kuşkucu ve özgür düşünceli insanları arasındaki Hıristiyanlığa çoğu kez ulaşan biçimdeki inanç, (o insanlar ki, ardlarında felsefe okullarının yüzyıllarca süren kavgaları vardır ve bu kavgaları içlerinde taşırken üstelik Roma İmparatorluğu’nun hoşgörülü eğitimiyle yetişmişlerdir) işte bu inanç, hiç de o hırçın ve hantal inananların inancı değildir. Nitekim bir Luther, bir Gromwell ya da kuzeyli herhangi başka bir barbar kimse, tanrılarına ve Hıristiyanlıklarına onunla bağlanmışlardır. Daha çok Pascal’ın korkunç olan inancıdır ki, aslın sürekli bir intiharına benzer. -inatçı, dokuzcanlı, kurt gibi kemirici, tek defada ve tek vuruşta öldürülemez bir akıldır o. Hıristiyan inancı daha başlangıçta bir özveridir: Her türlü özgürlüğün, her türlü gururun, her türlü düşünce bağımsızlığının feda edilişidir -ve aynı zamanda da: Kölelik, kendini küçümser -kendini sakatlamadır o.
_____________________________
Tanrılar yalnızca korku yüzünden icat edilmiş değildir: Kudret duygusu düşsel hâle geldiği zaman, varlıklar yaratarak rahatlıyordu.
_____________________________
Her kilise bir Tanrı insanın mezarı dikilmiş taştır: Onun dirilişini zorla önlemeye çalışır.
_____________________________
Tanrı bir düşüncedir ki her doğruyu eğri hâle sokar, hareketsiz ve ayakta olan her şeyi döndürür. Nasıl? Vakit geçti mi yoksa? Her geçici şey yalan mı ki?
Bunu düşünmek kemiklere baş dönmesi, mideye de bulantı verir: Aslında bu düşünceye sara diyorum ben.
_____________________________
Dindeki en derin anlaşmazlık şu: “Kötü insanların dini yoktur.”
Hıristiyanlık “doğa kötüdür”, diyor. Öyleyse Hıristiyanlığın doğaya aykırı bir nesne olması gerekmez mi? Yoksa o, kendi yargısına uygun olarak, kötü bir nesne olacaktı.
_____________________________
Dünyada, hiç olmazsa dinleri yıkmak için, yeterince din yok.
_____________________________
İnsan en çok kendi Tanrısı’na karşı dürüst davranamaz: Günah işlememeli.
_____________________________
İsa’nın Yaptığı Yanlış. – Hıristiyanlığın kurucusu, insanlara günahları kadar hiçbir şeyin acı çektirmediğini düşünüyordu. Yanlışı bu oldu: Kendini günahsız hisseden, bu noktada deneyimi eksik olan bir kimsenin yanlışı! Nitekim ruhu da olağanüstü ve hayalci bir merhametle doldu, bir kötülüğe doğru yöneldi. Fakat günahı icat etmiş olan kendi ümmeti, böylesi bir hâlden pek seyrek olarak büyük bir kötülüğe uğramışçasına acı çekiyordu. Ne var ki, Hıristiyanlar efendilerine hemen hak verme konusunda anlaştılar ve onun yaptığı yanlışı bir gerçek hâline sokarak kutsallaştırdılar.
_____________________________
Hıristiyanlık ve İntihar. – Hıristiyanlık, oluştuğu sırada hüküm süren büyük intihar salgınından yararlanarak onu kudretinin bir desteği gibi kullandı, yasak olmayan iki intihar tarzına izin verdi ancak. Bunları yüksek bir paye hâline soktu, en büyük umutlarla süsledi, tüm öteki intihar tarzlarına ise korkunç yasaklar koydu: Fakat din uğrunda şehit olmaya ve çile doldururken yavaş yavaş yok olmaya izin vardı.
_____________________________
Çok Yahudi. – Tanrı sevilmek istiyor idiyse adalet dağıtmaktan vazgeçmekle işe başlamalıydı: Bir yargıç, hoşgörür de olsa, sevgiye konu olamaz. Hıristiyanlığın kurucusu bu nokta üzerinde yeteri kadar ince duygulu olamadı; … Yahudi’ydi çünkü.
_____________________________
Din Savaşı. – Din savaşı yığınların bugüne dek gerçekleştirdikleri en büyük ilerleme olmuştur: Yığınların düşünceleri saygı ile karşıladıklarını kanıtlamıştır çünkü.
_____________________________
İnananların Değeri. – Çarmıha gerilmiş bir zavallı bile olsa bu inanç için herkese cennet vaat eden, ona inanılmasına değer veren kimse, korkunç şüpheyle inliyor ve çarmıha gerilmenin her türünü biliyor olmalı: Yoksa kendisine inananları böyle yüksek bir fiyata satın almazdı.
_____________________________
Kuşkuya Günah Olarak Bakmak. – Hıristiyan çemberi kapamak için elinden geleni yaptı ve şüpheyi günah olarak ilan etti. İnsan akıl olmadan bir mucize tarafından inanca yöneltilmeli ve bundan sonra onun içinde en aydınlık ve en belirgin unsurun içindeymişçesine yüzmelidir. Bir kıyıya bakış, belki de sadece yüzmek için orada bulunulmadığı düşüncesi, anfibik doğamızın hafif bir hareketi bile… günahtır! Bununla inancı nedenlere dayandırmanın ve keza onun kökeni hakkında düşünmenin de günah olarak yasaklandığını görmek gerek. Dalgalar üzerinde kör ve sarhoş olmamız ve bir de edebi bir şarkı, dalgaların içinde ise aklın boğulmuş olması isteniyor!
_____________________________
Tanrı önünde ha! – Ama bu Tanrı öldü artık! Ey yüksek insanlar, bu Tanrı sizin en büyük tehlikenizdi.
Ancak o mezara gireli dirildiniz siz. Ancak şimdi geliyor büyük öğle, ancak şimdi efendi olabilir yüksek insan!
Bu sözleri anladınız mı, ey kardeşlerim? İrkiliyor musunuz ne: yüreğiniz mi sersemleşti? Uçurum mu açılıyor önünüzde? Cehennem köpeği mi havlıyor size?
_____________________________
Acıması, utanma nedir bilmezdi: benim en kirli köşelerime dek sokulmuştu. Bu son derece meraklı, aşırı sokulgan, aşırı acıyan Tanrı, ölmek zorundaydı.
O hep beni görüyordu: ya öc alacaktım bu tanıktan, ya da ölecektim.
Her şeyi, insanı dahi gören Tanrı, -ölmek zorundaydı! İnsan böylesi bir tanığın yaşamasına katlanamaz.
_____________________________
Hıristiyanlık Ölüm Döşeğinde. – Gerçekten aktif insanların içinde artık Hıristiyanlık yok ve düşünsel orta sınıfın daha ılımlı sayılabilecek büyük kısmı sadece uygulanabilir, yani tuhaf bir şekilde basitleştirilmiş bir Hıristiyanlığa inanıyor. Sevgisinde her şeyi bizim için sonunda en iyi olacak şekilde oluşturan bir tanrı; bize erdemimizi, mutluluğumuz gibi alıp veren bir tanrı; öyle ki, her şey hep yolunda ve iyi gidiyor ve yaşamdan hoşnut olmamak, hatta onu suçlamak için bir neden kalmıyor. Kısaca: Teslimiyet ve alçakgönüllülük tanrısallığa yükseltiyor… Hıristiyanlıktan arta kalan en iyi ve en canlı şey. Ne var ki, bununla Hıristiyanlığın yumuşak bir ahlakçılığa dönüştüğünü dikkate almak gerek. Hem sadece “tanrı, özgürlük ve ölümsüzlük”, hem iyilikseverlik ve dürüst zihniyet egemen olacak diye bir inanç arta kalmalı ki: Bu, Hıristiyanlığın can çekişmesinin kolaylaştırılmasıdır.
_____________________________
Hıristiyanlık ve Duygulanmalar. – Hıristiyanlıktan kaynaklanan felsefeye karşı popüler büyük bir protesto da duyulur: Eski bilgelerin aklı, insanlara duygulanımları salık vermemişti, Hıristiyanlık onu onlara geri vermek istiyor. Bu amaca yönelik olarak filozofların yorumladığı şekliyle -aklık duygulanım üzerinde galibiyeti biçiminde- erdemin ahlaksal değerinin bütününü inkâr ediyor, akıllılığı tamamen mahkum ediyor ve duygulanımları kendilerini en büyük güçle ve haşmetle dışa vurmaları için kışkırtıyor: tanrıyı sevme, tanrıdan korkma, tanrıya fanatik biçimde inanma, tanrıdan körü körüne umutlanma olarak.
_____________________________
Brahmanlık ile Hıristiyanlık. – Kudret duygusu reçeteler var: Bir kez bunlar kişilerin kendilerine hakim olabilmeleri için ve bu sayede çok önceden beri güç duygusu ile birlikte olanlar için var. Birinci tür insanlara Brahmanlık, ikinci tür insanlara Hıristiyanlık özen gösterdi.
_____________________________
“Peki ormanda ne yapıyor ermiş?” diye sordu Zerdüşt.
Ermiş cevap verdi: “Türküler düzüp söylüyorum ve bu türküleri düzerken, gülüyor, ağlıyor ve mırıldanıyorum: böyle övüyorum Tanrıyı.
Türkü söyleyerek, ağlayarak, gülerek ve mırıldanarak övüyorum benim Tanrım olan Tanrıyı. Peki sen armağan olarak bize ne getiriyorsun?”
Zerdüşt bu sözleri işitince, ermişi esenledi ve dedi: “Ne vereyim ben size! Çabucak gideyim de bir şey almayayım sizden!” -ve ayrıldılar böylece, yaşlı adamla Zerdüşt, iki çocuk gibi gülüşerek.
Ama Zerdüşt yalnız kalınca, şöyle dedi gönlüne: “Nasıl olur! Bu yaşlı ermiş, Tanrının öldüğünü daha işitmemiş ormanında.”
_____________________________
Bir zamanlar Tanrıya karşı işlenen günah en büyük günahtı, ama Tanrı öldü, onunla birlikte öldüler o günahkârlarda.
_____________________________
Ve Tanrılarını, insanları çarmıha germekten başka türlü sevmeyi bilmiyorlardı!
_____________________________
Çarmıha gerilen İsa’ya karşı şarap tanrısı Dionysos. Çelişme burada; öldürülmelerinde hiçbir fark yok ama, anlamı ayrı: İkinci durumda yaşamın kendisi, onun sonsuz bereketliliğini, sonsuzdönüşü, acı çekmeyi, yıkılmayı, yok olma iradesini gösterir. Birinci durumda ise İsa’nın çektiği acı ve onun masumluğu, yaşam aleyhinde tanıklık eder ve onun mahkumiyetine neden olur. Anlaşılacağı üzere sorun, acının anlamındadır: Bir Hıristiyanca anlam, bir de trajik anlam. Birincisi kutsallığa; ikincisi ise büyük bir acıyı haklı göstermek için oldukça kutsal sayılacak bir varlığa yol açar.
Trajik insan ise, bu ölümlü dünyadaki en mutlu kaderi bile inkâr eder: Acizdir, yoksuldur, yaşamdan tüm biçimleri altında acı duyacak kadar biçaredir.
Çarmıhtaki Tanrı, yaşam üzerinde ağır basan bir lânetlemedir; bundan kurtulunması gerektiğini gösteren bir işarettir.
Paramparça doğranan Dionysos ise bir yaşam umududur: Sonsuza dek yeniden doğar, kendisinin yok oluşundan tekrar doğar o.
_____________________________
Yalvarırım kardeşlerim, dünyaya bağlı kalın; size dünyadakinden üstün umutlardan sözedenlere inanmayın! Bilerek ya da bilmeyerek, sizi zehirliyorlar onlar.
_____________________________
Ve diğer taraftan Hıristiyan meditasyonunun ve kavrayışının mirasçıları olmak istiyoruz…
_____________________________
…tüm Hıristiyanlığı bir hiper-Hıristiyanlıkla aşmak ve ondan kurtulmakla yetinmemek…
_____________________________
Artık Hıristiyan değiliz. Hıristiyanlığı aştık, çünkü çok uzakta değil de çok yakınında yaşadık ve özellikle çünkü Hıristiyanlığın içinden çıktık: Aynı zamanda hem daha sert hem de daha nazik olan dindarlığımız bizim bugün hâlâ Hıristiyan olmamızı engelliyor.
_____________________________
Eğer zevkle verirlerse inananların verdiği şöyle bir kararı kim kabul etmek istemez ki: “Bilim gerçek olamaz, çünkü tanrıyı inkâr ediyor. O halde tanrıya dayanmıyor. Bu durumda gerçek değil”… çünkü tanrı gerçektir. Yanlış, kararda değil, önkoşuldadır. Nasıl mı? Eğer aslında gerçek olmasaydı ve aslında bu ispatlansaydı? Eğer o insanların kendini beğenmişliği, iktidar hevesi, sabırsızlığı, korkusu, baştan çıkma ve dehşet kuruntusu olsaydı?
_____________________________
Kesin Çürütme Olarak Tarihi Çürütme. – Vaktiyle tanrının olmadığı kanıtlanmaya çalışılıyordu… bugün tanrının olduğu inancının nasıl ortaya çıkabildiği ve bu inancın neyle ağırlık ve önem kazandığı gösteriliyor. Böylece tanrının olmadığı konusunda karşı kanıta gerek kalmıyor. -Eskiden ortaya konan “tanrının varlığının kanıtları” çürütüldüğü zaman, bu çürütülenlerden daha iyi deliller bulunamaz mı diye hâlâ bir şüphe vardı. Eskiden ateistler işi kesin bir şekilde çözmeyi bilmiyorlardı.
_____________________________
Çok Şarklı. – Ne? İnsanları kendisine inanmaları koşuluyla seven bir tanrı ha? Bu sevgiye inanmayanlara korkunç gözlerle bakan, tehditler savuran bir Tanrı! Ne yani! Her şeye kadir bir Tanrı duygusu saklı kalmak koşuluyla bir sevgi! Onur duygusunu da, öcalma susamışlığını da altedememiş bir sevgi! Ne kadar Şark’a yaraşır şeyler bütün bunlar! “Seni seviyorsam sana ne bundan?” İşte bir söz ki bütün Hıristiyanlığı eleştirmeye yeter.

25 Mart 2015 Çarşamba

Filozoflar ve Tanrılar – Michael De Montaigne Denemeler









Thales’e göre tanrı her şeyi sudan yaratmış bir güçtü Anaximandros’a göre tanrılar değişik mevsimlerde doğup ölüyorlardı ve sayıları sonsuz dünyalardı bunlar Anaximenes’e göreyse hava tanrıydı, yaratılmış, uçsuz bucaksız ve hep hareket durumundaydı Anaxagoras, ilk kez, her şeyin düzen ve davranışını sonsuz bir ruhun gücü ve aklı yönetimini ileri sürdü Alkmeon tanrılığı güneşe, aya, yıldızlara ve ruha veriyordu Pythagoras’ın tanrısı bütün nesnelerin yaratılışına dağılan bir ruh oluyor, bizim ruhlarımız da ondan kopuyordu Parmenides tanrıyı, göğü çevreleyen ve dünyayı ışığın kızgınlığıyla ayakta tutan bir çember haline getiriyordu Empedokles’e göre tanrılar dört unsurdu ve her şeyi bunlar yapıyordu Protagoras tanrıların varlığı, yokluğu ve nitelikleri üstüne bir diyeceği olmadığını söylüyordu Demokritos’a göre tanrı olan kimi zaman imgeler ve çevrintileridir, kimi zaman bu imgeleri çıkaran doğa ve sonunda bilgimiz ve zekamızdır Platon, inancını değişik yönlere dağıtır: Timaios’da dünyayı yaratanın adı olmayacağını söyler; Yasalar’da tanrı varlığının araştırılmasını ister; aynı kitapların başka yerlerinde dünyayı, göğü, yıldızlan, toprağı ve ruhlarımızı tanrılaştırır, ayrıca her devletin eski düzeninde benimsenmiş olan tanrıları da benimser Xenophanes Sokrates’i aynı karışık öğretiler içinde gösterir: Kimi zaman tanrı’nın biçimi araştırılmamalıdır, kimi zaman tanrı güneştir, kimi zaman ruhtur hem bir tektir hem de bir sürüdür Platon’un yeğeni Speusippos tanrıyı, her şeyi yöneten, bir çeşit hayvansı güç olarak düşünür Aristoteles’e göre tanrı kah evren, kah ruhtur; kimi zaman evrene başka bir baş bulur, kimi zaman da tanrıyı göğün ateşliliği olarak görür Zenokrates’te sekiz olur tanrı: Beşi gezegenlerin beşlisi, altıncısı duran yıldızların tümü, yedinci ve sekizinci de ayla güneştir Herakleitos değişik görüşler arasında gider gelir, sonra tanrıyı duygudan yoksun eder biçimden biçime geçiştirir ve sonunda yerle gök olduğunu söyler Theophrastes aynı kararsızlık içinde türlü fantazyalardan geçer, dünyanın yönetimini kah zekaya, kah yıldızlara bağlar Strato’ya sorarsanız tanrı üretme, çoğaltma ve azaltma gücü olan doğadır biçimi ve duygusu yoktur Zenon’un tanrısı iyiyi buyurup kötüyü yasaklayan doğal yasadır; yaratıklara o can verir; Zeus, Hera, Vesta gibi geleneksel tanrılaraysa yer vermez Zenon Diogenes Apolloniates’in tanrısı havadır Xenophanes’in tanrısı yuvarlaktır, görür, işitir, ama soluk almaz; insan yaratılışıyla hiçbir ortak yanı yoktur Ariston tanrının biçimce hiçbir şeye benzetilemeyeceğini, duyarlığı olmadığını söyler, canlı mı, nedir, ne değildir bilinmez Kleanthes’e göre tanrı bazen akıl, bazen evren, bazen doğanın ruhu, bazen de her şeyi kuşatıp saran yüksek bir sıcaklıktır Zenon’un çağdaşı Perseus’a göreyse insanlığa önemli bir hizmette bulunmuş ya da yararlı şeyler bulmuş olanlara tanrı adı verilmiştir Khrysippos yukarıda söylenenlerin hepsini karmakarışık bir araya getiriyor ve yarattığı bin bir çeşit tanrı arasına ölümsüzlüğe ulaşmış insanları da katıyordu Diagoras ve Theodonıs tanrı adına ne varsa hepsini yadsıyorlardı Epikuros’da tanrılar ışıklı ve saydamdırlar; içlerinden hava geçebilir iki kale arasındaymış gibi iki dünya arasında otururlar; kaza bela semtlerine uğramaz; yüzleri insan yüzü, uzuvları insan uzuvlarıdır, ama hiçbir işte kullanılmaz bu uzuvlar
Ego deum genus esse semper dexi, et dicam caelitum; 
Sed eos non curare opinor, quid agat humanum genus (Emnius)
Tanrılar vardır dedim ve diyeceğim her zaman 
Ama insan işleriyle uğraştıklarına inanmam
Bunca filozof beyninin curcunasını gördükten sonra gelin de güvenin felsefenize; buldum diye övünün çörekteki baklayı!
Tanrılaşmaya en elverişli olan en az bildiğimiz şeylerdir; öyleyken eskilerin biz insanları tanrılaştırmış olmaları aklın almayacağı bir şeydir Ben olsam yılana, köpeğe, öküze tapınanları daha haklı bulurdum; çünkü bu yaratıkların niteliğini, iç varlığını daha az biliyoruz; hayal gücümüzü onlar için daha keyfimizce işletebilir, olağanüstü güçler görebiliriz onlarda Ama tanrıları, kusurlarını bilmemiz gereken kendi yaratılışımıza benzetmek, onları arzu, öfke, öcalma, evlenme, akrabalık, aşk ve kıskançlıklarımızla, bizim organlarımız, coşkunluklarımız, keyiflerimiz, ölümlerimiz, mezarlarımızla düşünmek için insan kafasının olmayacak bir sarhoşluk geçirmiş olması gerekir (Kitap 2, bölüm 12)

23 Mart 2015 Pazartesi

Elma'nın faydaları + ve - zararları olarak



Elma çok faydalı ve hergün tüketilmesi gereken bir meyvedir. Yaklaşık olarak 100gr.’da 54 kalori vardır.  Bütün vitaminler ve C vitamini en fazla kabuk ve kabuk altındadır. Bu nedenle kabuğu ile tüketilmelidir. B1, B2, PP, B5, B9, karoten ve E, C vitamini içermektedir. 






Günlük 3 adet elma tüketirseniz, 2 ayda kolestrolünüz %15 düşer.


Elma adetinde yaklaşık olarak 5 gr. lif içerir.  Bütün lif kabuktadır bu nedenle kabuğu ile tüketilmelidir.





Elma, böbrekleri temizler ve onların düzgün çalışmasına yardımcı olur.


Elma, kan şekerini dengede tutar.


Elma, bağırsak parazitlerini döker ve bağırsak florasını düzenler.



Elma, gut, mesane hastalığı ve hemorite iyi gelir.


Yeşil elma, mide bulantısını ve baş ağrısını keser.



Elma, tatlı istenildiğinde yenilirse tatlı isteğini azaltır.






Elmanın Faydaları ve Elmanın Zararları, Elma neye iyi gelir, elma hangi hastalıkları önler, elmanın faydaları video, elma hakkında detaylı bilgiyi haberin devamında bulabilirsiniz…


Elma Kemikleri Korumaya yardımcı olur
Fransız araştırmacılar elmada bulunan ve bir flavonoid olan phloridzin maddesinin kemik yoğunluğunu artırarak özellikle menopoz dönemine girmiş kadınlarda görülen ostereopoz yani kemik erimesi sorununa faydalı olduğunu buldu.
Elma Astım Tedavisine yardımcı olur
Yapılan bir araştırmada hergün elma suyu içen astım hastası çocuklarda, ayda bir elma suyu içen astım hastası çocuklara göre daha az hırıltılı nefes alıp verme görüldü. Başka bir çalışmada gebelik sırasında hergün elma yiyen kadınların doğan çocuğunun astımlı olma ihtimali daha düşük olduğu görüldü.
Elma  Alzheimer hastalığını engellemede yardımcıdır
Cornell Üniversitesinde fareler üzerinde yapılan bir araştırmada elmada bulunan quercetin maddesinin Alzheimer hastalığına yol açan serbest radikallerden beyin hücrelerini koruduğu anlaşıldı.
Elma Kolesterolü düşürmeye yardımcıdır
Elmadaki pektin madesinin kötü kolesterolü (LDL) düşürdüğü bulundu. Günde 2 elma yemek kötü kolesterolü % 10-16 oranında düşürüyor.
Elma Akciğer Kanserine yakalanma riskini azaltmaya yardımcıdır
Çok elma yiyen 10000 kişi üzerinde yapılan incelemede bu kişilerin akciğer kanserine % 50 daha az yakalandığı görüldü. Araştırmacılar bunun sebebini elma içinde quercetin ve naringin adlı flavonoidlerin yüksek oranda bulunmasına bağlıyor.

Elma Meme Kanserine yakalanmayı zorlaştırmada yardımcıdır
Cornell Üniversitesinde fareler üzerinde yapılan araştırmada günde 1 elma yemenin % 17, 3 elma yemenin % 39, 6 elma yemenin % 44 oranında meme kanserinden koruduğu görüldü.
Elma  Kolon Kanserine karşı yardımcı bir meyvedir
Fareler üzerinde yapılan bir deneyde elma kabuğuyla beslenen farelerin % 43 daha az kolon kanserine yakalandığı görüldü. Elmadaki pektin maddesi kolon kanserine yakalanma riskini azaltıyor ve sindirim sistemini koruyor.
Elma Karaciğer Kanserine yakalanma riskini azaltmaya yardımcı olur
Aynı deneyde elma kabuğuyla beslenen farelerin % 57 daha az karaciğer kanserine yakalandığı görüldü.
Elma Diyabet Tedavisinde yardımcıdır
Elmadaki pektin maddesi vücudun insülün üretimi için ihtiyaç duyduğu galacturonic asit maddesini temin ederek ihtiyacı azaltıyor.
Elma  Kilo Vermek İçin iyi bir besin kaynağıdır..
Brezilya’da yapılan bir araştırmada diyet yapan ve günde 3 elma yiyen kadınların, diyet yapan fakat hiç elma yemeyen kadınlara göre daha iyi kilo verdiği görüldü.
Bütün bu faydalarına ek olarak elmanın şu yararları da var:
Yapılan bir araştırmada günde 100 gr elma yemek günde 1500 mg C vitamini alınmasıyla aynı antioksidan etkiyi gösteriyor.
Sindirime yardımcı olur, kabızlığı giderir. Mide bağırsak rahatsızlıkları olanların yemeklerden önce bir elma yemesi faydalı olur.
Büyük bir elma yemekle günlük alınması gereken lif miktarının % 30′unu almış olursunuz.
Gut ve romatizma hastalarının şifa için düzenli olarak elma yemeleri tavsiye ediliyor.
İshal sorununuz varsa rendelenmiş elmayı yoğurtla karıştırıp yerseniz yararlı olabilir.
Günde 3 defa içeceğiniz 1 bardak elma suyu bağışıklık sisteminizi güçlendirir, mikropları öldürür.
ELMANIN ZARARLARI
* Elmanın tohumları eğer çok miktarda yenirse toksik (zehir) etki yapabilir.
* Elmayı kabuğuyla yemek çok faydalıdır fakat ne yazıkki elma, ilaçlamada kullanılan zararlı maddeleri (pestisit) en çok barındıran meyvelerden biridir. Elma ilaçlandığında bu zararlı maddeler elma tarafından emilebilir ve en çok da kabukta birikir. Bunun için kabuğunu soymak isteyebilirsiniz.
* Satın alacağınız elmalar sert olmalıdır. Parmağınızla üzerine bastırarak göçük olup olmadığını kontrol edin. Kolayca göçüyorsa satın almayın.
* Elmaları buzdolabında saklayın çünkü elma çok çabuk çürüyen bir meyvedir.

100 gr elma'da
B9 0,012
A 0,070
CAntioksidan. Organizmanın savunmasını güçlendirir.5
B1Kas ve sinir sistemi için mutlaka gereklidir.0,03
B2Hücrelerin iyi çalışması ve dokular için gereklidir0,02
PPHücre enerjisi, ergenlik ve genel fonksiyonlar için gereklidir0,3
B5Yağ ve şekerlerin kullanımında önemlidir; saç, deri ve kas sağlığı için gereklidir0,1
B6Yaşamsal mekanizmaların anahtar vitaminidir. Amino asit ve protein metabolizması için gereklidir.0,05
EAntioksidan. Cilt yaşlanmasına karşı koruyucudur.
0,6